Prof Dr. Maurice H. Mendelson'un Raporu
Prof Dr. Maurice H. Mendelson'un Raporu

KIBRIS'IN AVRUPA, BİRLİGİ'NE GİRİŞİ NEDEN HUKUKA AYKIRI OLACAKTIR HUKUKİ MÜTALAA PROF. DR. MAURICE H.MENDELSON Londra, Ekim
İÇİNDEKİLER
Giriş Prof.Dr. M. H. Mendelson'un Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne üyelik için yaptığı müracaata ilişkin İlave Mütalaası (12 Eylül 2001)
Ek I
Prof Dr. M. H. Mendelson'un Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne katılmak için yaptığı müracaat Hakkındaki Mütalaası (6 Haziran 1997)
Ek II
Avusturya'nın Avrupa Birliği'ne Katılımı Hakkında not (21Temmuz1997)
GİRİŞ
KIBRIS'IN AB'NE GİRİŞİ NEDEN HUKUKA AYKIRI OLACAKTIR
Değerli İngiliz Uluslararası Hukukçu, Londra Üniversitesi öğretim üyesi Prof. M.H. Mendelson uluslararası hukuki meseleler üzerinde kapsamlı araştırmalar yapmış ve 1960 Kıbrıs Garanti Andlaşması ile Garantör Ülkeler olarak kabul edilen İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ın onayı olmaksızın Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne girmesinin hukuka aykırı olacağı sonucuna varmıştır.
Prof. Mendelson, I2 Eylül 2001 tarihli yazılı Mütalaasında, Haziran ve Temmuz 1997 tarihli Mütalaaları yeniden değerlendirmekte ve Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından Prof. James Crawford, Prof. Gerhard hafner ve Prof. Alain Pellet'ye müştereken hazırlattırılan yazılı Mütalaa'da ileri sürülen karşı mülahazaları ayrıntılı olarak ele almaktadır. Bu çalışmanın ardından, Prof.Mendelson, Garanti Antlaşmasının tarafları onay vermeden ve bu suretle ihlali ortadan kaldırmadan, Kıbrıs'ın Avrupa Birliğine katılmasının Garanti Antlaşmasının I. Maddesinin ihlali olduğu görüşünü muhafaza etmektedir.
Prof Mendelson, 1960 Garanti Antlaşması ve yazım sürecini, 1960 Kıbrıs Anayasası ve 1960 Kuruluş Antlaşması ile birlikte değerlendirmekte ve özellikle Garanti Anttaşmasının I. ve II. maddelerine dikkat çekmektedir. I. madde özellikle, Kıbrıs Cumhuriyeti " herhangi bir devletle hiçbir Şekilde kısmen veya bil bütünı olarak siyasi ve ekonomik birliğe girmeyeceğini taahhüt eder Kıbrıs Cumhuriyeti, bununla bağlantılı olarak Adanın......herhangi bir diğer devletle birleşmesini...........doğrudan veya dolaylı olarak gerçekleştirmeyi teşvik etmesi muhtemel her türlü faaliyeti yasaklar. " hükmünü öngörmektedir.
Prof. Mendelson, AB'ne üyeliğin, Birliğin diğer üyeleriyle bir bütün olarak veya kısmen siyasi ve ekonomik bir bütünleşmeyi içereceği, bunun yânı sıra doğrudan veya dolaylı olarak diğer üyelerle birleşmeyi teşfik eden bir faaliyet olacağının açık olduğu görüşündedir. Böylelikle, Antlaşma ihlal edilmiş olacaktır. Prof Mendelson, sadece Yunanistan ve Türkiye'nin kastedildiği ileri sürülen Ortak Mütalaa'daki görüşün aksine, normal yorum ilkelerine göre, "herhangi bir devlet" ve "hiçbir devlet" ifadelerinin çoğul anlamda devletleri de içerdiğini düşünmektedir. Fakat her hal ve karda Prof Mendelson'un mütalaasına göre, Birliğe özellikle Türkiye'nin katılımı olmaksızın üyeliğin muhtemel sonucu bilhassa, Yunanistan ile doğrudan veya dolaylı daha yakın siyasi ve ekononıik bir birliğin gerçekleşmesinin teşviki olacak, böylelikle dar yorumla bile Antİaşmanın ihlali anlamına gelecektir. (Ortak Mütalaa'da diğer bazı "sözde görüş"lerin yanısıra, AB'nin, birliğin yasaklandığı bir tür devlet olduğu ğörüşüne de karşı çıkılmaktadır. Ancak bu "sözde görüş", hiçbir zaman Prof . Mendelson'un tezi olmamıştır.)
Ortak Mütalâa, Garanti Antlaşmasının yazım sürecine istinaden AB gibi uİuslararası kuruluşlara üyeliğin, bu yasağın kapsâmı dışındâ tutulduğu hususunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte, yazım sürecinin kapsamlı bir değerlendirmesiyle Prof Mendelson, tam tersine, uluslararası kuruluşların I. Mâdde ile kapsanmış olduğunu göstermektedir. Bu durumun, Yunanistanve Türkiye'nin her ikisinin de üye oldukları kuruluşİar için geçerli olmayacağı, üzerinde mutabakata varılmış bir istisnanın konusu olmuştur Ancak, Türkiye üyesi olmadığı için AB böyle bir kuruluş niteliğinde değildir. Her iki toplumun temsilcilerinin (Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı ve Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı) onay vermeleri halinde, Yunanistan ve Tükiye'nin her ikisi de üye olmasalar dahi, Kıbrıs'ın bir kuruluşa üye olabileceği de üzerinde mutabakata varılan ikinci istisna olmuştur. Ancak (şartları burada gerçekleşmemiş olan) bu istisnalar,
AB gibi uluslararası kuruluşların garanti Antlaşmasındaki yasakların kapsamına girdiğini ispatlamaktadır. Bu iki (birbiri ile bağlantılı) istisna ayrıca, Kıbrıs Anayasasının 50'inci maddesi ile de açıkça öngörülmüştür. Ortak Mütalaa, iki toplum arasındaki ilişkilerin kopmuş olmasından dolayı, halihazırda, Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısının bulunmaması nedeniyle, Cumhurbaşkanı Yardımcısının muvafakatının gerekmediğini ispat etmeye çabalamaktadır. Bununla birlikte, Prof. Mendelson, 50'nci maddenin, 1960 Anayasasının değiştirilemez "Terriel Maddeleri"'nden birisi olduğunun açıkça beyan edilmiş olduğuna ve Kıbrıslı Rumların dahi Anayasayı resmen değiştirme iddiasında olmadıklarına işaret etmektedir. Bunlara ilaveten, (bu bağlamda daha da önemlisi), Prof Mendelson, ilk olarak, Garanti Antlaşmasının I. Maddesinin taslağı hazırlandığı zaman istisnaların sınırlı kapsamı üzerinde de mutabık kalınmış olunduğunu, ikinci olarak da, aynı maddede, Kıbrıs'ın açıkça "Anayasaya saygıyı güven altına almayı" taahhüt etmiş olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, II'nci maddede, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere bu taahhüdü dikkate almışlar ve "Anayasanın Temel Maddeleri ile tesis edilen düzeni (state of affairs) garanti etmişlerdir." Böylelikle burada, "sadece" bir anayasa hukuku sorunu değil, istisnaen uluslararası hukuk ile garanti edilmiş düzenlemeler ele alınmaktadır.
Ortak Mütalaa, Kıbrıs Garanti Antlaşmasının ilgili hükümlerini Avusturya Devlet Antlaşmasında yer alan benzer ifadeler ile karşılaştırmakta ve Prof. Mendelson'un yorumu şayet doğru ise, bu yorumun Avusturya'nın AB üyeliğinin mümkün olmamasını gerektirdiğini iddia etmektedir. Ancak, Prof Mendelson'un görüşüne göre Avusturya "örneği" konuyla ilgisizdir. Zira, Avusturya, Sovyetler Birliği dahil Antlaşmanın tüm taraflarının mutabakatı ile ve böylelikle Antlaşmanın ihlali ortadan kaldırılarak, AB’ne girmiştir.Kıbrıs konusunda ise henüz böyle bir anlaşmaya varılmamıştır. Diğer taraftan, Prof Mendelson, Ortak Mütalaada iddia edilenin aksine, Avusturya'nın, Almanya ile, teklif edilen gümrük birliğine girmesi halinde, bunun o dönemdeki Antlaşma yükümlülüklerine aykırı olarak, Avusturya'nın bağımısızlığını ve özellikle ekonomik bağımsızlığını tehlikeye atabileceği yönündeki
Uluslararası Adalet Divanının 1931 tarihli kararında bazı ilgili hususları ortaya koymaktadır.
Ayrıca, 1960 Kuruluş Andlaşnıasıııın F Ekinin 11. Bölümü (bunun yanısıra Kıbrıs Anayasasının bir diğer değiştirilemez Temel Maddesi), Kıbrıs'ın, Garantör Ulkelere en ziyade müsaadeye mazhar ülke şartını tanıyacak "uygun şartlardaki" anlaşımaları yapması koşulunu getirmiştir. Prof Mendelson, görüşünün yanlış tanımlanmasını çürüterek, Kıbrıs'ın AB'ne girmesi halinde AB üyesi olmayan Türkiye'ye karşı bu yükümlülüğünü yerine getirmesinin mümkün olamayacağına işaret etmektedir.
Prof Mendelson bu ( ve diğer bazı ilave) sebeplerden dolayı, Kıbrıs'ın AB'ne katılımının uluslararası hukuka aykırı olacağı sonucuna varmaktadır. Prof. Mendelsorn, ayrıca, 1960 Garanti Antlaşmasının, üç Garantör ülkenin "kendilerini ilgilendirdiği ölçüde, doğrudan veya dolaylı olarak Kıbrıs Cuınhuriyeti'ııin herhangi bir devlet ile birleşmesini...... amaçlayan her türlü faaliyeti yasaklamayı" taahhüt ettikleri II'inci Maddesine atıfta bulunarak, her üç Garantör de onay verene kadar, Yunanistan ve İngiltere'nin, Kıbrıs'ın, AB'ne katılımını önlemek üzere veto haklarını kullanmakla hukuki açıdan yükümlü oldukları sonucuna varmaktadır.
PROF DR.M.H. MENDELSON'UN KIBRIS CUMHURİYETİ'NİN AVRUPA BİRLİĞİNE ÜYELİK İÇİN YAPTIĞI MÜRACAATA İLİŞKİN İLAVE MÜTALAASI
1. Türkiye Hükümetinin talebi üzerine, Kıbrıs Rum makamlarının Avrupa Birliği'ne üyelik için yaptıkları müracaata ilişkin olarak 1997 yılının Haziran ayında bir Mütalaa kaleme almıştım.1 (Türkiye'nin talebi üzerine, 25 Temmuz 1997 tarihinde, A/51/951-S/1997/5 85 simgeli BM belgesi olarak dağıtılmıştır. Bu Mütalaa İlave Mütalaanın Ek-1'inde yeniden yayınlanmaktadır.) Üyeliğin, Kıbrıs'ın uluslararası yükümlülüklerine ve böyle bir üyeliğin alınmasına yardım edilmesinin de Yunanistan ve İngiltere'nin Antlaşmadan kaynaklanan yükümlülüklerine aykırı olacağı sonucuna varmıştım. Temmuz 1997'de, Avusturya'nın Avrupa Birliğine üyeliğinin buna karşı bir örnek olduğuna dair bazı çevrelerce ortaya atılan iddiaları çürütmek amacıyla, tamamlayıcı Mütalaayı kaleme almıştım.2(Ek-2’de yer almaktadır.Bundan sonra, metinde aksi belirtilmedikçe ''‘’Mütalaam'' ifadesi Tamamlayıcı Mütalaayı da içerecektir. ) Aynı yılın Ekim ayında, Kıbrıs Rum Hükümeti, başka amaçlar yanında benim görüşlerim! Tartışmayı amaçlamış olan ve benim görüşümün aksine bir sonuca ulaşmış olan Prof James Crawford, Prof Gerhard Hafner ve Prof Alain Pellet tarafından hazırlanan Ortak Mütalaayı dağıtıma tabi tutmuştur.3 (17 Ekim 1997 ,A/52/481-s/1997/805 simgeli BM belgesi.)
2. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümetleri şimdi de benden Ortak Mütalaaya olan tepkilerimi sormuş bulunmaktadırlar. Bu yanıt bu kadar uzun bir zaman sonra verilmekte ise, bunun Ortak Mütalaada ileri sürülen görüşlerin karşı tezlerim oluşturmanın güçlüğünden değil, bugüne kadar bunun talep edilmesini engelleyen gelişmelerden kaynaklandığım belirtmem gerekmektedir. Aşağıda belirtilen sebeplerden dolayı, Ortak Mütalaada ortaya konulan iddiaların hiçbiri, beni vardığım sonuçları değiştirmeye sevk etmemiştir.
3. Özünde Mütalaama bir yanıt niteliği taşımasına rağmen, Ortak Mütalaanın aldığı biçim bu değildir. Daha ziyade, konunun benim görüşlerimle "ilgili olduğu bölümlerinin" ele alındığı genel bir inceleme olma iddiasındadır. Hiç şüphesiz yazarlar, kendi seçtikleri sunuş şeklini uygulamakta özgür olmuşlardır ve bu konuda herhangi bir eleştiri yapmamaktayım. Buna rağmen, bu yaklaşımın aşağıda gösterileceği üzere iki talihsiz sonuca yol açtığım kısaca belirtmek istiyorum, îlk olarak, yazarların Mütalaam hakkında yorumda bulunmaktan imtina etmiş olmaları, benim tezlerimin bazılarının yanlış tanımlanmasına, önemsiz gösterilmesine veya atlanmasına fırsat vermektedir. İkinci olarak, bu yaklaşım yazarların, kolaylıkla ortadan kaldırabilecekleri, kendi görüşlerine karşıt ancak, benim taratmadan ortaya konmamış iddialar yaratabilmelerini mümkün kılmaktadır.4 (İlk Mütalaamın ilk kısmı (3-76. paragraflar), sunumda yararlı veya gerekli olduğunu düşündüğüm geçmişe ilişkin bilgilerden oluşmaktadır. Ortak Mütalaanın 8. dipnotunda yazarlar, benim birçok iddiamın, "yazarının 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başsavcısı' olmasından dolayı tarafsızlığı şüpheli" bir yayın olarak tanımladıkları, Z.M. Necatigil'in [Ortak Mütalaada yanlış yazılmıştır.] Tlıe Cyprus Question andthe Turkish Position in international Law (2. baskı, 1996) adlı eserine dayandığım belirtmektedirler. Aslında bu kitaptan ilk alıntı yaptığımda (dipnot 21) gözlemlediğim hususlar şunlar olmuştur: "Bu yazar Kıbrıs Türk yönetiminde üst düzey bir bürokrat olmasına rağmen, kendisi parti pris olarak düşünülebileceği gibi, burada alıntı yaptığım ve kendisi tarafından ortaya konulan gerçekler doğru gözükmektedir. Buraya kadar olan hukuki inceleme göz önüne)
4. Okuyucuya kolaylık sağlamak amacı ile, Ortak Mütalaanın her bir paragrafı üzerinde yorumda bulunmak yerine incelememin ana noktalarım ortaya koyacak. Ortak Mütalaa'da yapılan yorumları dikkate alacak ve uygun yerlerde bunlar üzerinde yorum yapacağım. îlk Mütalaamı ve Avusturya'nın AB'ne katılımı hususundaki Tamamlayıcı Notumu yapılan atıfların kolayca takibi için ekte sunmaktayım.
5. Başlangıçta belirtmem gereken bir husus bulunmaktadır. – Kıbrıs Türk tutumunun bir bölümü, Kıbrıs Rum makamlarının tüm Ada adına söz sahibi olmadıkları ve özellikle şimdi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin (KKTC) kurulmuş olduğu şeklindedir. Kıbrıs Rumlarının tutumu ise, şaşırtıcı olmayacak bir şekilde, KKTC'nin yasal bir varlığı bulunmadığı ve kendilerinin (İngiliz Egemen Us Bölgeleri hariç) AB üyeliği için başvuruda bulunma dahil, tüm adayı temsilen söz hakları olduğu şeklindedir. Ne ilk Mütalaam ne de bu Mütalaa bu ihtilafa karışmaktadır. Benim görüşüme göre, tartışma amaçları bakımından, Kıbrıs'ın güneyindeki rejimin adadaki tek egemen güç olduğu varsayımı kabul edilse dahi, Garanti Antlaşması, bu Antlaşmanın Türkiye dahil tüm tarafları onay vermedikçe,Kıbrıs'ın AB'ne üye olmasını özellikle yasaklamaktadır.5(Kıbrıs Rum makamları ve onların tutumunu benimseyen diğer çevreler genellikle, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti"nin adım, kendi görüşlerine göre bu varlığın yasal olarak sahte olduğunu göstermek amacıyla tırnak içinde yazmaktadırlar. Benzer bir şekilde, KKTC makamları ile onların tutumuna sempatiyle bakan bazı yazarlar "Kıbrıs Cumhuriyeti" ifadesini, kendi görüşlerine göre, Güney Kıbrıs’taki mevcut rejimin tüm adayı temsilen konuşma hakkına sahip olmadığım anlatmak için tırnak işaretleri arasında kullanmaktadırlar. Fakat bu tartışma hiçbir şekilde, tarafların tutumları, ne olursa olsun. Garanti Anlaşması’nın orijinal imzacıları için geçerli olamaz.İşte bu tezimden dolayı, her iki otoriteyi işaret ederken tırnak işaretleri içine almadım.)
alındığında, yazılarını incelediğim birçok yazar özellikle bir bakış açısını geliştirmeyi çok arzu etmektedirler: Ben kendi adıma kendi bağımsız sonuçlarımı elde etmek için çaba gösterdim." Ortak Mütalaanın benim gerçeklere dayanan değerlendirmem! sorgulanabilir bile bulmayıţı şaşırtıcı değildir. Çünkü benim sunmuş olduğum Mütalaa, farklı yasal sistemlerin dahil olduğu tarihi bir sürece ve tarafsız ve ne olduğu apaçık belli olan gerçeklere dayanmaktadır. Şunu belirtmek gerekir ki aslında, buradaki açıklamalar, herhangi bir derecede, kısa bir süre önce Kıbrıslı Rum yazar K. Chrysostomides tarafından yayınlanmış ve partizanca nitelikleri yoğun olmasına rağmen, ayrıntılı bir çalışma olan The Republic of Cyprus: a Sludy in international Law (2000) adlı kitap tarafından da karşı konulamayacak gibi gözükmektedir. AB'ne katılım konusundaki hukuki değerlendirmesine göre ve özellikle Mutalaam'da ele alınan konularda ortaya koyduğum gerekçeleri, gereğinden fazla kullanarak yalanlamakta ve daha sonra Ortak Mütalaanın özünü tekrar vurgulamakla yetinmektedir.
GARANTİ ANTLAŞMASI
6. Bir tarafta Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer tarafta Yunanistan, İngiltere ve Türkiye'nin bulunduğu Garanti Antlaşması'nın hükümleri üzerinde 1959 Londra Konferansı'nda mutabakata varılmıştır 6(Londra taslağının ayrıntıları için bkz. Önceki Mütalaam, para. 19-33.) Antlaşma Lefkoşa'da imzalanmış ve Kıbrıs'ın bağımsızlık tarihi olan 16 Ağustos 1960 tarihinde yürürlüğe girmiştir.7(Treaty Series No 5 (1961), Cmnd. 1253) Antlaţma, her ikisi de eţit derecede geçerli olmak üzere İngilizce ve Fransızca dillerinde hazırlanmış olup, halen yürürlüktedir.8(İngiltere Hükümeti bu hususu açıklıkla kabul etmiştir. Bkz. Parlamento Yazılı kanıtları, 30 Temmuz 1997 (www.open.gov.uk. Yazılı Yanıtlar, 30 Temmuz 1997, sütun WA 37). Lord Monson Majesteleri'nin Hükümetine, "Kendilerinin ve (bilgilerine göre)Birleşmiş Milletlerin (1) 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluş Antlaşması’nı (Cmnd 1252). (2) 1960 Kıbrıs Garanti Anlaşması (Cmnd 1253) ile bunlarla garanti altına alınan Kıbrıs Anayasası’nın Temel Maddeleri'ni hala geçerli ve Yüksek Akit Taraflar açısından bağlayıcı kabul edip etmediğini’’ sormuştur.Barones Symons Vemham şu şekilde cevap vermiştir: "Her iki anlaşmayı da yürürlükte telakki ediyoruz. BM'nin de bu görüşte olduğuna inanıyoruz." anlayışım odur ki, BM Güvenlik Konseyi gibi organlar dahil. Garanti antlaşmasının diğer tüm tarafları da aynı görüşü paylaşmaktadır. İlave bilgi için )bkz. Mütalaamın 78-93. paragrafları.) Bu husus Ortak Mütalaa'da tartışılmamaktadır. Temel hükümler şunlardır.9(Anlaşmanın aynı derecede geçerli olan Fransızca metni, aksi belirtilmediği sürece, herhangi ilgili bir bağlamda ingilizce metinden farklılık göstermemekte veya bu metin üzerinde ilave bir açıklık getirmemektedir.)
Madde I
Kıbrıs Cumhuriyeti, bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini muhafazayı ve anayasasına saygıyı güvence altına almayı taahhüt eder.
Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir devletle hiçbir şekilde kısmen veya bir bütün olarak siyasi ve ekonomik birliğe girmeyeceğim taahhüt eder. Kıbrıs Cumhuriyeti, bununla bağlantılı olarak Adanın gerek herhangi bir diğer devletle birleşmesini gerekse taksimim doğrudan veya dolaylı olarak gerçekleştirmeyi teşvik etmesi muhtemel her türlü faaliyeti yasaklar.
Madde II
Yunanistan, Türkiye ve İngiltere. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bu Antlaşma'nın I'inci Maddesinde belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini ve aynı zamanda Anayasanın Temel Maddeleriyle kurulan düzeni (state ofaffairs) tanırlar ve garanti ederler.
Benzer şekilde, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere, kendilerini ilgilendirdiği ölçüde, doğrudan veya dolaylı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin herhangi bir devlet ile birleşmesini veya Adanın taksimini sağlamayı amaçlayan bütün faaliyetleri yasaklamayı taahhüt ederler.
Bu iki maddenin ikinci paragraflarının ve özellikle Il'inci maddenin ikinci paragrafının doğru yorumu, tartışmanın temel çıkış noktasını oluşturmaktadır.
7. 1969 Viyana Antlaţmalar Hukuku Sözleţmesinin 31 ve 32'nci maddelerinin, geriye dönük olmasa bile, mevcut amaçlar için Anlaşmaların yorumu ile ilgili uluslararası örfi hukuk kurallarını ortaya koyduğu yönündeki Ortak Mütalaanın yazarlarının görüşlerine (paragraf 9) katılmaktayım. Bu maddeler şunları öngörmektedir:
Madde 31 - Genel Yorum Kuralı
1 Bir Antlaşma, Antlaşmanın içeriği ile bağlantılı olarak, konu ve amacının Işığında, terimlerin olağan anlamına uygun biçimde ve iyi niyetle yorumlanmalıdır
2. Bir Antlaşmanın yorumlanması bakımından, Antlaşmanın içeriği, Antlaşmanın girişi ve eklerini kapsayan Antlaşma metnine ilaveten, aşağıdakileri kapsar:
a) Antlaşmanın akdedilmesi'yle bağlantılı olarak bütün taraflar arasında yapılmış olan Antlaşmayla ilgili herhangi bir anlaşma;
b) Antlaşmanın akdedilmesiyle bağlantılı olarak bir veya daha fazla tarafça yapılan ve diğer taraflarca Antlaşmayla ilgili bir belge olarak kabul edilen herhangi bir belge.
3. Andlaşmanın içeriği ile birlikte aşağıdakiler de dikkate alınır:
a)Antlaşmanın yorumu veya hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili olarak taraflar arasında sonradan yapılan herhangi bir anlaşma,
b) Tarafların Antlaşmanın yorumu konusundaki mutabakatım tespit eden Antlaşmanın uygulanmasıyla ilgili daha sonraki herhangi bir uygulama,
c) Taraflar arasındaki ilişkilerde uluslararası hukukun tatbiki kabil herhangi bir kuralı.
4. Tarafların bir terime özel bir anlam vermek istedikleri tespit edilirse, o terime o anlam verilir.
Madde 32 - Tamamlayıcı yorum araçları
31. Maddenin uygulanmasından doğan anlamı teyit etmek için veya
31. Maddeye göre yapılan yorumun,
(a) anlamı muğlak veya anlaşılmaz bırakması veya,
(b) çok açık bir şekilde saçma olan veya makul olmayan bir sonuca götürmesi hallerinde, anlamı tespit etmek için Antlaşmanın hazırlık çalışmaları ve antlaşmanın yapıldığı koşullarda dahil olmak üzere tamamlayıcı yorum araçlarına başvurulabilir,
8.Bu yorum kurallarının Garanti Antlaşmasının metnine uygulanması konusunda Ortak Mütalaanın yazarları île aramda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Bununla birlikte. Ortak Mütalaanın yazarları dahi, başlangıç noktasının Antlaşmanın lafzının olağan anlamı olması gerektiğini kabul etmektedirler. Bu nedenle Ortak Mütalaanın yazarlarının bu olağan anlamı saptırma çabalarında kullandıkları yöntemlerle ilgili ayrıntılara girmeden önce, bazı temel terimleri özet olarak incelemekle başlayacağım.
9 "herhangi bir siyasi veya ekonomik birlik". Bu ifade Garanti Antlaşması'nın I'inci Maddesi'nin ikinci paragrafında yer almaktadır. Bu paragrafın ikinci cümlesinde ve II inci Maddenin ikinci paragrafında yer alan "birlik" kelimesinin aynı anlama geldiğine hiçbir tereddüt yoktur. Zira, bir paragraftaki ifade diğerinin içeriğinin bir parçasıdır. Ayrıca, noscitur a sociis (bir kelimenin anlamı, içinde bulunduğu metinden belli olur) yorum ilkesin! de ortaya koymak gerekir. İfade, "siyasi veya ekonomik birlik"tir Ekonomik birlik genelde, siyasi birliğe oranla daha gevşek bir yakınlığı öngören bir birlik şeklidir. AB, tartışmasız olarak bir ekonomik birlik ve (giderek artan biçimde) siyasi bir birlik ţeklidir.
10"Kıbrıs, tamamen veya kısmen herhangi bir siyasal veya ekonomik birliğe girmeyeceğin, taahhüt eder" I'inci Maddenin ikinci paragrafında yer alan, bir birlik "oluşturmak" değil, bir birliğe "girme" ifadesi, olağan anlamıyla, ekonomik veya siyasi olarak tam birleşmenin daha azım öngören bir kavramı içermektedir. Bu husus, "tamamen veya kısmen" ibaresiyle yeterince teyit edilmektedir. Bu husus kısmi birliğin dahi yasaklanmakta olduğunu açığa çıkarmaktadır
11. "doğrudan veya dolaylı olarak, gerçekleştirmeye teşvik etmesi muhtemel". Bu ibare, (ilgisiz şekillerle) I'inci Maddenin ikinci paragrafı ve Il'inci Maddenin ikinci paragraflarında bulunmaktadır. Bu ifadeyle, sadece (tamamen veya kısmen) ekonomik veya siyasi birliğin gerçekleştirilmesinin değil, doğrudan veya dolaylı olarak her iki şekildeki birliğin gerçekleşmesini amaçlayan veya buna yol açması muhtemel olan bütün faaliyetlerin de yasaklandığı açıklığa kavuşmaktadır. Bu husus tam bir birlik için geçerli olduğu gibi,cismi birlikler için de geçerlidir.
12. "herhangi bir Devletle hiçbir şekilde." I'inci Maddenin ikinci paragrafında bulunan bu ibarenin anlamı, açıkça, aynı paragrafta ve I'inci Maddenin ikinci paragrafında yer alan "herhangi bir diğer Devlet" ibaresin! de kapsamına almaktadır. Ortak Mütalaa, (ileride göreceğimiz gibi) bu ifadeyi "Yunanistan veya Türkiye" olarak ve sadece biri veya diğeri şeklinde yorumlamaya çalışmaktadır. Ancak antlaşmada söylenen bu değildir. Elbette ki, bu ve diğer hükümlerle (taksimden ayrı olarak), Kıbrıs'ın Yunanistan veya Türkiye'yle birleşmesinin önlenmesinin amaçlanmış olduğu tartışılamaz. Fakat, ister istemez, tek amaç bu değildir, aksi takdirde Antlaşmada rahatlıkla şu ifade kullanılabilirdi: "Kıbrıs, Yunanistan veya Türkiye ile herhangi bir ekonomik veya siyasi birliğe girmemeyi taahhüt eder". Ancak bunun yerine Antlaşmada,"herhangi bir diğer Devletle" denilmiştir. Metnin açık anlamına göre öyleyse, herhangi diğer bir Devletle birlik yasaklanmaktadır. Örneğin, İngiltere'yle (bir önceki sömürgeci güç) veya İtalya'yla (Venedik, çok önceleri Kıbrıs'ı yönetmişti) birlik de aynı şekilde yasaklanmış olmalıydı. Aynı ifade taslak Garanti Antlaşması'nda da kullanılmıştı ve Türk Dışişleri Bakanı, bu ifadenin, "Yunanistan'la veya herhangi diğer bir ülkeyle" enosisi dışlamak maksadıyla tasarlandığını vurgulamıştı Yunanistan Dışişleri Bakanı da Türk meslektaşıyla aynı görüşü paylaşıyordu.10(Bkz. Mütalaam, para. 7)
13. Ortak Mütalaa, bu ibarede tekil bir "Devlet" ifadesi kullanıldığını ortaya koymakta ve AB'ne üye on beş ülkenin bulunduğuna işaret etmektedir. Ancak, bu iddianın ikna edici gözükmemesine ilişkin olarak üç sebep bulunmaktadır. Birincisi, çoğul ifadeyi de kullanmak gereksiz olurdu. İngilizce hukuki yazılımda, aksi belirtilmemiş veya açıkça ima edilmemiş ise, "herhangi bir Devletle hiçbir şekilde" veya "herhangi diğer Devlet" ifadesi otomatik olarak çoğulu da kapsamaktadır.11(1978 İngiliz Yorum Kanunu (c.30), s.6, örneğin "Herhangi bir Kanunda, aksi yönde bir niyet görülmediği takdirde - (c) tekil olarak kullanılan kelimeler çoğulunu da kapsar ve çoğul olarak kullanılan kelimeler tekilini de kapsar" hükmünü getirir. Benzer şekilde, Amerika Birleşik Devletleri'nde, Yasaların Kanunu: l USC, bölüm l (1982): "tekil sayı içeren kelimeler genişletilerek birden çok sayıda şey veya kişi için geçerli olabilir (ve) çoğul sayı içeren kelimeler tekilini de kapsayabilir." Ayrıca bkz. ABD davaları: First Nat. Bank in St.Louis Missouri, 263 US 640, 68 L Ed 486, 44 S Ct 213 (1923); Johnson v. Penrod Drilling Co., 803 F.2d 867 (CA, 5'nci cir., 1986). Avustralya'da en temel makam olan Devlet Danışma Meclisi'nin Blue Metal Inciustries v. Dilley (1969) 117 CLR 651 davasında verdiği karar ... 656'da şu hükmü içermektedir: "Bir bölümdeki kelimelerin okunuşunda, çoğula karşı tekile yapılan vurgunun gerektiği saf gerçeği, çoğulu dışlamak için yeterli değildir. Tekil kelimeler aksine bir niyet görülmediği sürece, çoğulunu da içerir." Medeni hukuk sistemlerinde de, hakimim yorum konusunda daha serbest olması nedeniyle teknik farklı olmasına rağmen,sonucun benzer olduğunu anlamaktayım.) Aynı şekilde. Garanti Antlaşması'nın Zürich’te hazırlanmış ve "eşit derecede geçerli" olan Fransızca nüshasında kullanılan "avec quelque Etat que ce soit/ hangi devletle olursa olsun" ifadesi kesinlikle birden fazla sayıdaki Devletle birlik kurulması olasılığını da içine almaktadır. İkinci olarak, bir üslup olarak, "herhangi diğer Devletle veya Devletlerle hiçbir şekilde" anlamına gelecek İngilizce "any other State or States whatsoever" demek, en basit ifadeyle, yakışıksız olacaktı. Diğer yandan Fransızca dilinde de, "avec un ou d'autres Etats quels qu'ils soient/ Hangi Devlet veya diğer devletlerle olursa olsun’’ veya buna benzer şekildeki bir ifade daha da yakışıksız olacaktı. Üçüncü sebep ise Garanti Anlaşması’nın metninde veya hedef ve amacında, sadece bir Devletle birliğin yasaklanmasının planlanmış olduğunu gösterebilecek hiçbir unsurun bulunmamasıdır. Kıbrıs'ın. Yunanistan ve Malta île üçlü bir birlik kurmak istediği varsayılırsa, bunun anlaşmanın hazırlayıcıları tarafından söz konusu yasağa aykırı kabul edilmiş olacağı açıktır, çünkü sonuçta Malta'yla olduğu kadar Yunanistan'la da birlik kurulmuş olacaktır. Buna benzer olarak üçüncü Devlet olarak Yunanistan'dan (veya Türkiye'den) daha güçlü bir Devletin dikkate alınması halinde. Kıbrıs, Yunanistan ve Fransa arasında kurulacak üç taraflı yarı siyasi veya Kıbrıs, Fransa ve Türkiye arasında kurulacak üç taraflı ekonomik birlik benzeri bir ilişkiye gösterilecek tepkinin ne olacağım hayal etmek için fazla çaba sarf etmeye gerek yoktur. Kısaca, Garanti Antlaşması 'ndakı tekil Devletin çoğulu kapsamadığını düşünmek için bir neden bulunmamaktadır.
14. Bu itibarla, Garanti Antlaşmasında kullanılan kelimelerin olağan anlamları lafzi olarak veya kapsam, hedef ve amaçlarının Işığında AB üyeliğinin bu Antlaşmaya aykırı olacağı ve bunu engelleyebilecek olan Garantörlerin (Yunanistan ve İngiltere) bu üyeliğin gerçekleşmesin! kolaylaştırmamakla yükümlü oldukları görüşünü desteklemektedir. Bu sonucu saptırmak amacıyla Ortak Mütalaa da ortaya konulan iddialara ayrıntılı bir şekilde bakmalıyız.
15. Ortak Mütalaada, Garanti Antlaşmasının açık lisanım saptırmak amacıyla, uluslararası örgütlere üyeliğin yasağın kapsamına girmediği öne sürülerek, herhangi diğer bir Devletle veya yukarıda açıklanan sebeplerle. Devletler de diyebilirim..., tamamen veya kısmen birleşmeye yol açabilecek faaliyetler ile uluslararası bir kuruluşa, özellikle AB'ne üyelik arasında yanıltıcı bir ayrım yapılmaktadır.
16. Birincisi, Kıbrıs Anayasasının belirli hükümlerim ihtiva söz konusu yanlış kullanım, Mütalaamda bu konuda ortaya " koyduğum bazı noktaları kasıtlı olarak yanlış yorumlamakta veya yanlış anlamaktadır. Ortak Mütalaanın 11. paragrafında, kapsam dışına çıkılarak, Garanti Antlaşmasının I (2). maddesinde kullanılan lisan ile Kıbrıs Anayasası’nın 50 ve 169. maddelerinde kullanılan lisan arasındaki karşıtlığa dikkat çekilmektedir. Doğru yorumlandıkları ve anlaşıldıkları zaman bu hükümler, Prof Crawford, Hafner ve Pellet'in görüşlerim desteklemekten uzak kalmakta ve tezlerini zayıflatmakta ve görüşümü desteklemektedir,
17. Başlangıçta, I (l), maddesi de dahil, Garanti Antlaşmasının birçok maddesinde atıfta bulunulan ve Garanti Antlaşmasıyla aynı zamanda akdedilen Anayasanın, Antlaşmanın I (2). ve diğer ilgili maddelerinin içeriğinin bir parçası olduğunu kabul ediyorum. Fakat bu ilgili hükümler gerçekte ne ifade etmektedirler? Orijinal Mütalaamda bahsettiğim gibi,12 (34,38,98 ve 109. paragraflar) 50. madde, Anayasanın "Temel Maddelerinden" biridir ve 182. maddede bu maddenin değiştirilemeyeceği belirtilmiştir. 50. madde, (Kıbrıslı Rum) Cumhurbaşkanına ve (Kıbrıslı Türk) Cumhurbaşkanı Yardımcısına, dış ilişkiler, savunma ve güvenliğe ilişkin çeşitli konularda, ortaklaşa veya tek başlarına kullanabilecekleri nihai veto yetkisi vermiştir. Bu vetonun kullanılabileceği konular arasında, l (a), paragrafta görüldüğü üzere, "Cumhuriyetin, Yunanistan ve Türkiye'nin birlikte üyesi olduğu uluslararası kuruluşlara veya ittifaklara katılımı hariç, dış ilişkilere" yer verilmektedir. Diğer bir ifadeyle, Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye'nin birlikte üye olduğu bir uluslararası. kuruluşa fazla bir tartışma gerektirmeden üye olabilecek, ancak Yunanistan ve Türkiye'nin üye olmadığı uluslararası kuruluşlara ise Cumhurbaşkanı veya Cumhurbaşkanı Yardımcısının veto etmemesi halinde üye olabilecekti.13 (Ortak Mütalaa'nın 31. Dipnotu, bana ilgisiz görünen bu noktayı veya belki de "sözde iddialarından birini ele almaktadır. Yazarlar bahse konu bölümde, Kıbrıs'ın ileride üye olması muhtemel kuruluşlar olarak isimleri seçen Commonwealth veya üyeliğin Garanti Antlaşmasının kapsamına girdiği, anılan iki devletin üye olmaması halinde, söz konusu üyeliğin veto edilebileceği açıkça anlaşılmaktadır. Madde 169, (50. maddeye tabi olduğu açıkça vurgulanmaktadır) anlaşmaları kimin) Bu hükümden, uluslararası kuruluşlara akdedeceğine ve bunların iç hukuktaki etkilerine ilişkindir. Konumuzla ilgisi yoktur ve şu iki anlaşma türü arasında bir ayrım yapar: (l) Akdedilmesi Bakanlar Kurulu kararı gerektiren "ticari konular ve ekonomik işbirliği (ödemeler ve kredi dahil) ve modus vivendi ile ilgili olarak herhangi bir Uluslararası Kuruluş veya Devlet île yapılacak uluslararası anlaşmalar. (2) Bakanlar Kurulu kararıyla birlikte Parlamento onayı gerektiren "diğer bir Antlaşma. sözleşme veya uluslararası anlaşma". Bu durumda, l.paragraf, parlamento onayından vazgeçerek, ekonomik nitelikli anlaşmalar için daha süratli bir yöntem belirleme amacım gütmekte ve Garanti Antlaşmasının I(2).maddesinde yer alan temel kavramların anlamına hiçbir ışık tutmamaktadır.
18. Anayasanın, konumuzla ilgili hükmü olan 50. maddesine dönecek olursak, bu maddenin menşei, Mütalaamın 7 14 ve 34 paragraflarında açıklanmış bulunmaktadır. İngiliz, Türk ve Yunan Dışişleri Bakanlarının katılımıyla İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nda 12 Şubat 1959 tarihinde yapılan bir toplantıda, 14 (12 Şubat 1959 tarih saat 16.00’da, Dışişleri Bakanlığında yapılan toplantının tutanağı (İngiltere Kamu Arşiv Bürosu, belge FO/371/14460) ilgili bölüm ortak mütalaanın 18.paragrafında aynen yer almaktadır. )Garanti Antlaşmasının l (2). maddesinin taslağıyla ilgili olarak birçok soru sorulmuştu Bu çerçevede İngiltere Dışişleri Bakanı, "l. maddenin ikinci paragrafının, Kıbrıs'ın tüm uluslararası kuruluşlara, örneğin ileride kurulacak olursa, [Avrupa] Serbest Ticaret Bölgesi'ne üyeliğini engellemek amacını taşıyıp taşımadığını" sormuştu. Türk ve Yunan sterlin bölgesine gerek Yunanistan ın gerekse Türkiye’nin üye olmadığından hareketle bu iki ülkenin üye olmadıkları kuruluşlara yapılan atfın dışlayıcı değil açıklayıcı, olduğuna işaret etmektedirler. Bu tez tartışmaya yenilik getirmektedir, çünkü bu dipnotun yer aldığı metinde belirtildiği gibi Garanti Antlaşmasında getirilen yasağın iki istisnası bulunduğu görüşü aramızdaki ortak zemini oluşturmaktadır.
Dışişleri Bakanları cevaben, "Kıbrıs'ın, Türkiye ile Yunanistan'ın birlikte üye oldukları uluslararası kuruluşlara, örneğin [Evrensel] Posta Birliği'ne ve herhangi bir Serbest Ticaret Bölgesi'ne üyeliğine karşı herhangi bir itirazın söz konusu olmayacağım açıklıkla belirtmişlerdir. Aynı şartların Kıbrıs'ın Commonwealth'e veya Sterlin Bölgesine üyeliği konusunda da geçerli olduğunu kaydettiler."15(Vurgu eklenmiţtir) Fakat aynı zamanda, Türkiye ve/veya Yunanistan'ın üye olmadıkları hallerde, Cumhuriyetin bu uluslararası kuruluşlara ancak her iki toplum liderinin de onay vermesi halinde üye olabileceğine açıklık getirilmiştir,
19 - İçeriğinden de görüldüğü üzere Ortak Mütalaanın 11.paragrafında, Garanti Antlaşmasındaki yasağın kapsamından uluslararası kuruluşların çıkartılması amacıyla Anayasanın 50. maddesinin kullanılması girişimi tamamıyla yanıltıcıdır. Çünkü, Garanti Antlaşmasının (taslak) yazımının "gerçekten gevşek veya sıkı tüm uluslararası kuruluşları kapsama eğiliminde olduğu" göz önüne alınmış ve ancak 50. maddedeki şartların yerine getirilmesi koşuluyla üyeliğin engellenmeyeceği hususu sorgulanmış ve ancak bu şartlarda mümkün olabileceği dikkate alınmıştır. Diğer bir ifadeyle, istisna, kuralı tam anlamıyla haklı çıkarmaktadır ve hazırlık çalışmalarından (travaux preparatoire) yapılan bu alıntı, I (2). maddede kastedilen anlam konusunda Ortak Mütalaanın yazarlarının değil, benim görüşümü desteklemektedir.
20. Kıbrıs'ın çeşitli uluslararası kuruluşlara olası üyeliği konusunda siyasetçiler ve bürokratlar arasında birbirini izleyen tartışmalar yapılmıştır. Bu tartışmalar, şu veya bu kuruluşa (örneğin, NATO) üyeliğin siyasi açıdan arzu edilebilir olup olmadığı ve söz konusu kuruluşun Kıbrıs'ı kabul edip etmeyeceği üzerinde odaklanmıştır. Fakat bu tartışmalar sırasında Kıbrıs'ın çeşitli örgütlere üye olabileceği öngörülmüşken, böyle bir katılım, ancak 50 ve 169. maddelerde kayda geçirilen usul dahilinde... ve özellikle, Cumhurbaşkanı veya Cumhurbaşkanı Yardımcısının veto yetkisini kuşanmaktan imtina etmesi halinde... tutarlı olabilirdi ve sonuç olarak iki toplum liderinin onayının alınmaması halinde Garanti Antlaşmasının I (2). maddesinin uluslararası kuruluş üyeliğine uygulanmayacağı anlamına gelmezdi. Örneğin, İngiliz Bakanlar Kurulu Kıbrıs Özel Komitesi için, yukarıda bahse konu toplantılardan iki hafta sonra hazırlanan bir taslak notta, Kıbrıs'ın Ortak Pazar'a üyeliğinin artıları ve eksileri tartışılıyordu ve analiz şu cümleyle bitiyordu: "Kıbrıs'ın Ortak Pazar'a üyeliğini engelleyen son ve muhtemel nihai görüş, Yunanistan ve Türkiye'nin Ortak Pazar'a üye olmadığı ve ileride üye olmalarının da muhtemel gözükmemesidir".16(Kamu Arşiv Bürosu, belge BT 241/423, 52. paragraf. Aynı büro kayıtlarında yer alan "Kıbrıs Komitesi başlıklı,8 Nisan 1959 tarihli bir başka not da aynı hususları taşımaktadır.) İlgililerin Garanti Antlaşmasının uygulanmasına karşı oldukları gibi, içeriğim de yeterli ölçü de inceledikleri şüpheli olduğu için gözlemlere daha fazla ağırlık vermek istemiyorum. Ancak aynı husus, adil olmak adına, Londra Kıbrıs Ortak Komitesi Milletvekilleri Komisyonunun 19 Ekim 1959 tarihinde yapılan 26'ncı toplantısının Tutanakları17(KAB belge FO371/144653) için de dile getirilmelidir.Tutanakların bir kısmı, Ortak Mütalaanın 19. paragrafında yer almaktadır. Yunanistan ve Türkiye temsilcilerinin Kıbrıs Rum Delegasyonu Başkanına, Kıbrıs'ın Serbest Ticaret Alanı, Gıda ve Tarım Örgütü, GATT gibi ya da diğer çok taraflı örgütlerin dışında kalmasının öngörülmediği konusunda güvence veren ifadeleri, benim yorumumla tamamıyla tutarlıdır.
21. Ortak Mütalaanın yazarlarının, Cumhurbaşkanı Yardımcısının şu anda mevcut olmaması nedeniyle, Anayasanın 50. maddesinin uygulanmasının imkansız olduğu konusundaki iddialarına aşağıda (36-38. paragraflar) yeniden döneceğim. Ancak şu an için (farz edelim ki), Kıbrıs Anayasası açısından haklı olsalar bile, bu, benim dile getirdiğim noktayı etkilemez. Çünkü benim belirttiğim ana nokta, AB'ne katılmak amacıyla yapılan müracaatın anayasal olmadığı değil, bu kuruluşa müracaat etmenin veya katılmanın, Garanti Antlaşmasının, herhangi bir Devletle, tamamen veya kısmen, siyasi veya ekonomik birleşmeyi ve böyle bir birliğe doğrudan veya dolaylı olarak yol açabilecek herhangi bir faaliyeti yasaklayan hükmüne aykırı olacağıdır.
22. Kesinlikle ifade ediyorum ki, meşru istisnalara saygı gösterilmediği takdirde, Garanti Antlaşmasının I (2 )maddesi,uluslararası kuruluşlara üyeliği engellemektedir. Fakat bu husus herhangi bir nedenle reddedilse ve uluslararası kuruluşlara üyeliğin Garanti Antlaşmasının hükümlerine genel olarak aykırı olmadığı kabul edilse bile, benim görüşüme göre, AB'nin kendine has ve istisnai yapışı dikkate alındığında, üyelik, yasağın kapsamına girecektir. Ortak Mütalaanın 12-16. paragrafları bu konuda yanlış gerekçeler oluşturan bazı örnekleri kapsamaktadır,
23. Mütalaamın 106. paragrafında "Kuruluşun isminin, yani Avrupa Birliği ibaresinin üyeler arasında bir birliği teyit ettiğini ifade etmiştim." Ortak Mütalaanın yazarları bu görüşe "birlik" kavramının özellikle geçmişte, oldukça "sıradan" uluslararası kuruluşları bile tanımlamada kullanıldığı yolundaki çok bilinen hususu işaret ederek karşı çıkmaya çalışmaktadırlar. Bu çerçevede verilen örnekler Evrensel Posta Birliği18 (Verdiğim bir örnek)ve Uluslararası Telekomünikasyon Birliğidir. Fakat bu yaklaşım, söz konusu terimin Avrupa Birliği tarihindeki özel yerini yanlış tasvir etmektedir.Hatırlanacağı üzere, başlangıçta sadece Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (1952) mevcut bulunmaktaydı. Daha sonra ise bu kuruluşu, 1958 yılında kurulan Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu ve Avrupa Ekonomik Topluluğu takip etmiştir. Bu üç Topluluk başlangıçta bazı ulus üstü yetkilerle donatılmış olsalar da, gerek içerdikleri alanlar, gerek ulusal hukuka etkileri itibarıyla kapsamları çok sınırlı kalmıştır. Fakat bu kapsam, aşama aşama genişlemiş, özellikle Avrupa Ekonomik Topluluğu örneğinde olduğu gibi çok geniş çeşitlilikte konuları ve çok ileri boyutta yetkileri ihtiva eder hale gelmiştir. 1965 Birleşme Antlaşması ve bunu takip eden diğer belgeler bu üç Topluluğu, sadece bir Komisyonu, Bakanlar Konseyi ve Parlamentosu olan tek bir kuruluş haline getirmiştir. Müteakip gelişmeler ve özellikle Avrupa Birliği Maastricht Antlaşması, sadece ekonomik değil, siyasi olarak da artan ölçüde bütünleşmeye yol açmıştır. Bu amaçla örneğin, büyük ölçüde güçlendirilmiş AET'na, "ikinci" olarak Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ve "üçüncü" olarak "Özgürlük, Güvenlik ve Adalet" boyutları eklenmiştir. Ekonomik ve Parasal Birlik'in sözünü bile etmiyorum. Sonuç olarak, bütün yorumcuların hemfikir olduğu gibi, AB üyeleri arasında emsali görülmemiş derecede bütünleşmenin söz konusu olduğu bir kuruluştur. Hiç şüphesiz, AB'nin bir "ekonomik birlik" olarak tanımlanabileceği gibi, "siyasi bir birlik" olarak da tanımlanması mantıksız olmayacaktır. Gerçekten, Avrupa Birliği Antlaşmasının {aynen alınmıştır] "Avrupa halkları arasında birbirine gittikçe yakınlaşan bir birlik yaratılması sürecinde yeni bir adımı" oluşturduğu açıkça ilan edilmiştir.19(Amsterdam Antlaşmasıyla değiştirildiği şekliyle, Avrupa Birliği Antlaşması, madde A: italik olarak eklenmiştir. AET ile ilgilendirdiği kadarıyla, Avrupa Adalet Divanı'nın 1/91 sayılı görüşünde, Avrupa Topluluklarının yeni yasal düzeninin diğer uluslararası kuruluşlardan nasıl farklılaştığım vurgulamaktadır: Avrupa Ekonomik Bölgesi Anlaşması taslağı, [1991] ECR 6079, 21. paragraf Avrupa Toplulukları Antlaşmasının hükümleri, sadece AT'nın amacına ulaşması ve "Avrupa birliğine doğru somut bir ilerleme sağlanması" için belirli yolları ortaya. koyar: age, 17. paragraf. Tek Avrupa para biriminin yürürlüğe konulması da bu' ekonomik bütünleşmeyi her düzeyde süratlendirme eğilimin; taşımaktadır.) Bu, üyeler arasındaki birliğin tam olduğu anlamına gelmemektedir; ancak Garanti Antlaşması, gördüğümüz gibi, sadece tanı birliği değil, siyasi ve ekonomik birliği de. yasaklamaktadır. Kısmi ya da tam da olsa ekonomik veya siyasi birlik yasaklanmaktadır. Dahası, bu niteliklerden birini haiz olan bir birliğe "doğrudan veya dolaylı olarak yol açabilecek" faaliyetler bile yasaklanmaktadır. Öyleyse, örneğin Birleşmiş Milletlere üyelik, anılan yasak kapsamına girmeyecek kadar gevşek bir ortaklık olduğu söylenebilse dahi, aynı durumun AB için geçerli olduğunu söylemek mümkün değildir.20(AB'nin nispeten daha az olan üyesi bulunması da burada konumuza uygun düşen bir başka unsurdur)
24. Bu açık noktayı etkisiz hale getirebilmek için Ortak Mütalaanın13-16. maddelerinde yeni sözde iddialar ortaya atılmakta ve oldukça suni bir bakış açışı benimsemektedir. Sözde iddialar konuya yüzeysel şekilde değinmekte ve bu çerçevede, devlet olma yolunda ilerlemesine rağmen, AB'nin bir devlet olmadığı ileri sürülmektedir, Ben AB'nin devlet olduğunu hiçbir zaman söylemedim, AB'yle bir birlik kurulması Garanti Antlaşmasıyla yasaklanmıştır. Ancak ifade etmeye devam ettiğim husus şudur ki, Avrupa Birliği, adından da anlaşılacağı gibi ortak yasama süreci, ortak kurumları, ortak bir hukuku, ortak para birimi (bir çoğunun) v.s. olan Devletler Birliğidir. Ortak Mütalaanın yaptığı gibi, metinden çeşitli alıntılar yaparak bunlar üzerinde konuşmak, "üye ülkelerin her birinin ekonomik ya da siyasi olarak bir diğer ülkeyle birlik kurduğunu söylemek yanlıştır" çünkü "hiçbir üye ülke bir başka üye ülkenin kurumsal düzeninin bir parçası değildir" demek bir bakıma hakikatten ve hatta hukuki gerçeklerden kaçmaktır. Çünkü, her bir üye ülkede uygulanan ve hukuki olarak üye ülkelerin yasalarının üstünde olan Birlik/Topluluk Yasası, üye ülkelerin kendi yasaları değildir ve bu yasaların ortak pazar, ortak bir para birimi, ortak dış ve güvenlik politikası gibi ortak kurumlar tarafından teklif edildiği, akdedildiği, uygulandığı, denetlendiği gerçeğin! gizleyemez. Aksi takdirde, Amerika Birleşik Devletleri'nin her bir eyaletinin kendi hukuk sistemini muhafaza etmiş ve bu hukuk sitemlerine federal yasalar ve federal mahkemelerce sınırlı olarak hükmedilmesi nedeniyle, birbirleriyle birlik oluşturmadığı gibi saçma bir sonuca ulaşılır. Bu, Kıbrıs ve Yunanistan'ın, görünüşte kendi egemenliklerini muhafaza ederken, ulus üstü ortak bir yasama organı oluşturmaları ve bunun içinde Yunanistan'ın Kıbrıs'tan daha büyük bir veto hakkına sahip olması halinde, Yunanistan hukukunun resmen Kıbrıs'ta uygulanmadığı veya tam tersi olduğu gerekçesiyle, bu birliğin gerçek anlamda bir birlik olmadığı anlamına gelir. Benzer mülahazalar Yunan Kralı yönetimindeki birlik için de geçerlidir, bu Antlaşmanın kesin bir şekilde yasaklamaya çalıştığı bir durumdur.
25-Sonuç olarak, daha önce de ifade ettiğim gibi, Kıbrıs için AB'ye katılmak, açıkça, siyasi ve ekonomik olarak diğer üye ülkelerle bir birliğe girmek anlamım taşır. Ancak bundan fazlası da söz konusudur. Bunun için bir kez daha hatırlanmalıdır ki, Garanti Antlaşmasının yasakladığı yalnızca ekonomik ve siyasi bir birlik değildir, kısmi bir birlik ve hatta böyle bir birliğe "doğrudan ya da dolaylı olarak yol açabilecek herhangi bir faaliyet" de yasaklanmıştır. Ortak Mütalaa "2. paragrafta yasaklayıcı her iki cümlenin tek sonucunun herhangi bir ülkeyle birlik oluşturmak ya da Adanın taksimim" yasaklamak ; olduğunu söyleyerek bu güçlüğü atlatmaya çalışmıştır. Bu, Garanti :Antlaşmasında "herhangi bir devlet" ibaresiyle sadece tek bir devletin kastedildiğin! haklı çıkarmaz (Ben bu noktanın sorgulanabilir olduğuna ilk Mütalaamda da yer vermiştim); bu, aynı zamanda I (2). maddenin içeriğinin de açıkça iki şekilde yanlış sunulmasıdır. İlk olarak, her iki cümlenin de yalnızca sonuçla ilgilendiği belirtilmektedir, oysa ikinci cümle açıkça "doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir ülkeyle birliğe yol açabilecek bir faaliyetin sonucuyla" ilgilidir. İkinci olarak. Ortak Mütalaada yasaklanmış sonuçtan doğru bir şekilde bahsedilmemektedir. Bu "herhangi bir başka ülkeyle birlik oluşturmak ya da Adanın taksimi"ni sağlamak değil, tümüyle ya da kısmi olarak, siyasi veya ekonomik birlik anlamındadır. Ortak Mütalaa, paragrafın lafzım yanlış bir şekilde yorumlayarak AB üyeliğinin en azından bir diğer ülke ya da ülkelerle birliğe yol açacağı gibi kaçınılmaz sonuçtan nafile şekilde kaçmaya çalışmaktadır.
26. Her ne kadar yüzölçümü küçük ve nüfusu az olsa da, 15 veya 21 üyeli bir Avrupa Birliği üyesi olarak Kıbrıs'ın daha büyük başka bir devletin (özellikle Yunanistan'ın) tahakkümü altında kalmayacağını söylemek de anlamlı değildir.21(Ortak Mütalaa, 16. paragraf. Bununla birlikte şunu ifade etmek gerekir ki, son zamanlarda .imzalanan Nice Anlaşması çoğunluk sistemini daha önceden oybirliğiyle karar verilen 30 yeni alana daha yaymıştır. Kıbrıs'ın Konseydeki etkisi asgari olacaktır. (İngiltere'nin 29, Yunanistan'ın 12 oyu ile karşılaştırıldığında Kıbrıs’ın ağırlıklı oyu 4 olacaktır.) bu durumda Kıbrısın) Antlaşmayı hazırlayanların esas endişeleri ne olursa olsun, Garanti Antlaşmasının lisanında tahakkümü içeren bir üsluba yer verilmemiştir. Kıbrıs, daha küçük bir devlet olan Malta ile birleşse ve hakim olan taraf Kıbrıs olsa bile, Antlaşma lisanında bu husus aynı şekilde yasaklanabilirdi. Yasaklanan husus, kısmen ya da tamamen birleşme ve bu yönde eğilim gösteren doğrudan veya dolaylı adımlardır. Genel olarak AB üyelerinin diğer devletlere nazaran birbirlerine yakın oldukları tartışılmaz; ve eğer Kıbrıs ve Yunanistan AB üyesi olurlarsa, halklarının çoğunluğu din, dil, tarih ve benzeri bağlarla bağlı olan bu devletlerin bundan daha da yakınlaşmayacaklarını düşünmek gerçekçi değildir.
27. Ortak Mütalaanın reddetmesine karşın22.( 16.paragraf) Uluslararası Daimi Adalet Divanı’nın Avusturya-Almanya Gümrük Rejimi davasına (1931 Ser. A/B 41) ilişkin hükmü olaylar aynı olmasa da bu konuyla ilgilidir. 1919 tarihli Saint-Germain Antlaşmasının 88. Maddesi ile Avusturya, Milletler Cemiyeti Konseyi'nin .rızası olmadan bağımsızlığından feragat etmemeyi ve özellikle başka bir devlete katılarak, bağımsızlığım doğrudan ya da dolaylı olarak veya herhangi bir şekilde tehlikeye atacak her türlü hareketten kaçınmayı taahhüt etmiştir. 1922 Protokolü, ekonomik bağımsızlığın da buna dahil olduğunu ve Avusturya'nın herhangi bir devlete, bağımsızlığım tehdit etmeye yönelik özel bir rejim veya menfaat sağlayarak ekonomik bağımsızlığına zarar veremeyeceğini açıkça belirtmiştir. Avusturya 1931 yılında Almanya ile aralarındaki gümrük tarifelerim kaldırarak ve dışarıya karşı ortak gümrük vergisi uygulayarak gümrük birliği oluşturacak şekilde bir Antlaşma imzalamıştır. Bu Antlaşmalarla yasaklanan hususların bedeli şimdiki durumdan daha yüksekti... Siyasi veya ekonomik birleşmedense bağımsızlığın kaybı söz konusuydu... ve öngörülen gümrük birliği Ortak Pazar veya AB'ye göre çok daha mütevazı idi Bununla beraber, Uluslararası Mahkeme, Avusturya'nın bu düzenlemelere dahil olmakla pek çok alandaki karar alma mekanizmasında kendi kaderi üzerindeki etkisi küçük olacaktır
Antlaşmalardan doğan yükümlülüklerim ihlal ettiğine karar vermiştir. Çoğunluktaki 8 Yargıçtan biri olan Yargıç Anzilotti, ayrı| görüşünde Saint-Germain Antlaşmasının 88. maddesindeki 1 (ekonomik bağımsızlığa veya bununla ilgili özel sorumluluklara açıkça atıfta bulunmayan) genel yükümlülüklerin bile bu tür bir düzenlemeyle ihlal edildiğin! belirtmiştir. Ortak Mütalaanın gözlemlediği gibi, Yargıç Anzilotti'nin görüşü Avusturya ile Almanya arasındaki ekonomik gücün eşitsizliğine dair olduğu halde, bu, çoğunluktaki diğer üyelerin görüşlerinin arasında yer almamaktadır. Garanti Antlaşmasını hazırlayanlar, bu emsalden muhakkak ki haberdardılar.23 (Şunu da not etmek gerekir ki, 88. maddeyi yazanların kafasında yalnızca Almanya'ya bağımsızlığın kaybedilmesi konusunun bulunması ve bir ülkeler grubunum bağımsızlığından feragat etmesi konusuna açık bir referans yapılmamış olmasına rağmen, Mahkeme bunun da kapsam dahilinde bulunduğunu belirtmiştir Age.s.46)
28. Devam eden bu analizin Işığında, Ortak Mütalaanın 17.paragrafında atıfta bulunulduğu gibi, tarafların müteakip uygulamalarının zayıf ve tek bir örnekle reddedilemeyeceği açıkça ortaya çıkmıştır. Burada vurgulanan nokta ne İngiltere ne de Türkiye'nin Kıbrıs'ın AET ile 1972 tarihli Ortaklık Anlaşmasına taraf olmaması amacıyla Garanti Antlaşmasına değinmemiş olmaları, dolayısıyla Kıbrıs'ın AB'ye tam üyeliğinin Garanti Antlaşmasına aykırı olmayacağı anlamına gelmediğidir.(Türkiye aslında bu Antlaşmaya farklı platformlarda itiraz etmiştir.) Yine de, bunun üzerinde fazlasıyla durmak yanlış olacaktır. Bir ilk oluşturan söz konusu Ortaklık Anlaşması, nispeten derin bir ilişki öngörmeyen ve tercihli ticaret anlaşmasından biraz daha kapsamlı bir düzenlemeydi. Bu tür anlaşmalar her şekilde mutlaka AET'na tam üyelik sonucunu doğurmamıştır, ayrıca Türkiye o zaman protesto etmemek için her türlü sebebe sahip bulunmaktaydı. (İngiltere'den bahsedilmiyor, çünkü o günlerde İngiltere kendisi de AET'na girmek üzereydi). SS Lotus Davası24((1927)DUAD Ser.A/10,p,23) varsayımların muğlak olması nedeniyle, diğer kanıtların bulunmaması halinde, varsayımlardan hareketle ilgili devletin Kiraz etmeye ya da protesto etmekten kaçınmaya hukuki olarak zorunlu olduğunu değerlendirmenin güvenilir olmadığım öğretmiştir.25(Farklı bir nedenle itiraz edilse bile sonuç aynı olacaktır. Burada imtina etmek ileride itiraz etme hakkının ortadan kalktığı (estoppel) anlamına gelmez.)
29. Ortak Mütalaa, 21 ve 23. paragraflarda, AB'nin ve daha az da olsa Güvenlik Konseyi'nin uygulama yönündeki olumlu tavırlarım hatırlatmaktadır. Bununla birlikte, Mütalaamın26(72-paragraf) vakıalarla ilgili kısmında atıfta bulunduğum üzere, 1993 tarihli Avrupa Komisyonu görüşünün dayanağı, AB'nin KKTC'nin tanınmayacağına ilişkin kararıdır, bu nedenle, Kıbrıs Türklerinin Güneydeki Hükümetin bütün Kıbrıs'ı temsil etmediği ve bu itibarla söz konusu başvurunun kabul edilemeyeceği yolundaki itirazı reddedilmiştir. Bununla birlikte, benim ilk mütalaamdan da görüldüğü ve yukarıda 5. paragrafta açıklandığı üzere, KKTC'nin egemenlik ve temsille ilgili tezleri benim buradaki görüşlerinim temeli değildir.27(Ortak Mütalaanın "Komisyon geniş kapsamlı bir sonuca varmak için olası bir katılıma ilişkin ekonomik ve diğer konularla ilgilenmeye devam etti" diyen görüşü ekonomiktir. Aslında, üye ülkelerin de mutabık kaldıkları üzere Komisyonun görüşü, katılım müzakerelerinin iki toplum arasındaki sorun çözülene kadar ertelenmesi gerektiği şeklindeydi. (Bununla birlikte AB'nin bu pozisyonunu siyasi nedenlerle değiştirdiği de bir gerçektir)) Komisyon Görüşü, tahminen, daha önce bahsedilen genel politikayla tutarlı olabilmek için, Garanti Antlaşmasına ve Kıbrıs Anayasasına dayanan tezleri ciddi olarak değerlendirmemiştir.
30. Ortak Mütalaanın 22. paragrafında yer alan iddianın tersine, AT Anlaşması’nın 234. (şimdi 307) maddesinin bu tartışmayla gerçekten bir ilgisi yoktur. Bu maddenin işlevi, üyelerin Birliğe dahil olmayan ülkelere karşı daha önceden mevcut olan uluslararası yükümlülüklerim korumaktır. Kıbrıs AB üyesi değildir. Yunanistan ve İngiltere ise AB üyesi ülkelerdir. Fakat böyle bir koruma, normal olarak, başka türlü olması halinde bir ihtilafa sürüklenebilecek olan üye Devletin isteği üzerine gerçekleşir,28(Veya bir üçüncü tarafın önceki anlaşmayı bir dava konuşu yapmış olması ki,burada durum böyle olmamıştır.) ve eğer ne İngiltere ne de Yunanistan gündeme getirmezse, Komisyonun bu konuyu gündeme getirmesi ihtimal dahilinde değildir.29(Sonuç olarak Ortak Mütalaanın (38 nolu dipnot) Viyana Sözleşmesi'nin Madde 30(4)'Unu (birbiriyle örtüşen anlaşmalar hakkında) referans göstermesi bu konunun dışındadır.) Her ţeyden önemlisi, Viyana Konvansiyonu'nun (veya uluslararası örfi hukukun) Antlaşmaların yorumlanmasıyla ilgili hükümlerinde, bir Antlaşmaya taraf olmayanların (bu olayda, AB) sonraki fiillerinin Antlaşmanın yorumuyla ilgili olduğunu söyleyen hiç şey yoktur.Esasen, Uluslararası Hukuk Komisyonu, Antlaşmalar Hukuku'yla ilgili çalışmaların nihai taslak maddeleri arasında yer alan ve Viyana Konvansiyonu'nun 31. maddesine de temel olan 27. maddeye ilişkin yorumunda; "tarafların Antlaşmanın yorumlanmasına ilişkin mutabakatlarını ortaya koyan ve anlaşmanın uygulanmasıyla ilgili sonraki fiillerinin" dikkate alınması gerektiğini belirten paragraf 3(b)'deki, "taraflar"ın Antlaşmaya taraf olan devletlerin tamamı olduğunu açıklığa kavuşturmuştur.30(Uluslararası Hukuk Komisyonu'nun 17. Toplantısı’nın ikinci bölümü ve 18.toplantısı, BM Genel Kurulu resmi kayıtları, 21. Toplantı, Belge No:9(A/6309/Rev.l), s.52-53, paragraf 15.) Türkiye Garanti Antlaşması'na taraf olan diğer devletlerin yorumunu kabul etmemektedir ve bu şekilde, Viyana Konvansiyonu'na göre de, Antlaşmanın diğer taraflarının yoruma ilişkin mutabakatlarının dikkate alınması gerekli değildir. AB gibi, taraf olmayanların uygulamalarının dikkate alınması da gerekmez.
31. Benzer mülahazalar, Güvenlik Konseyi'nin AB ile Kıbrıs Rum yönetimi, ve sadece onlarla, katılım müzakerelerinin başlamasına destek verme kararma da mümkün mertebe uygulanabilir.31(Ortak Mütalaa 23. paragraf.) Şu da unutulmamalıdır ki, Güvenlik Konseyi esasen bir siyasi organdır ve aynı şey yeni üyelerin kabulü hakkında karar verirken AB için de geçerlidir.
32. Ortak Mütalaanın 24. ve 27. paragrafları Avusturya'nın AB'ye katılımının ele aldığımız konuyla kıyaslanabilir olduğunu ileri sürmektedir. Ben bu iddiayı halihazırda 21 Temmuz 1997'deki tamamlayıcı notum ile cevaplamış bulunmaktayım (Bu Mütalaanın 2.Eki) ve ilave etmem gereken çok az şey bulunmaktadır. Ortak Mütalaanın çürütemediği temel düşüncem, mevcut durumun aksine,1955 tarihli Avusturya Devlet Antlaşması'na taraf olan devletlerden hiçbirinin, neticede Avusturya'nın AET'ne katılma yönündeki güçlü isteğine itiraz etmemiş olmamasıdır. Başlangıçta kuşkularımı ifade eden Sovyetler Birliği, daha sonra karşı çıkmamaya karar vermiştir.32(Sovyetler Birliği'nin temel endişesinin, Avusturya Devlet Antlaşmasında ele alınmamakla birlikte Avusturya'nın tarafsızlık statüsünü terk etmesi olasılığı olduğu doğru olabilir. Ancak Keesings Report ofWorld Events(]989), s.36431'den alıntı yaptığım bu pasajda, Sovyetler Birliği Başkanı Gorbaçov ve Başbakan Ryzkov'un "Avrupa'ya entegrasyon süreci ve ortak pazarın etkilerinin ciddi bir çalışmaya ihtiyaç duyduğunu ve bu ekonomik uluslar arası laşmanın siyasi bağımsızlıkla birleştirilmesinin büyük bir sorun oldğunu ileri sürmüşlerdir." Burada Avusturya Devlet Anlaşması'nın (State Treaty) 4. maddesine referans yapılmış gibi görünmektedir. Ancak Sovyetlerin sahip olmuş olabilecekleri her türlü haktan feragat etmeleri, bu meseleyi daha fazla incelemeyi gereksiz kılmaktadır. Aynı nedenle, iki Anlaşma arasındaki farkları ya da Avusturya tarafından (doğal olarak)benimsenen tutumun hukuki temellerini ve bu konuda AT üyeliğinin Avusturya Devlet Antlaşması’ndaki yükümlülükleri ile uyumlu olacağım söyleyen Avusturya'nın siyasi ve akademik destekçilerini de araştırmak gereksizdir.) Eğer bir Antlaşmaya taraf olanların hepsi muhtemel bir ihlale muvafakat verirler veya haklarından feragat ederlerse konu kapanır. Burada, çok önemli bir fark bulunmaktadır, çünkü Türkiye açık bir şekilde Kıbrıs'ın AB'ye katılmasına karşı çıkmakta ve her düzeyde bunu tekrarlamaktadır.
33. Bu noktada, Ortak Mütalaada yer alan bir başka hususa değinmek istiyorum.33(Paragraf 7.) Burada şöyle deniliyor: "Eğer (Garanti Antlaşması'nın) I. Maddesinin 2. Paragrafı, Kıbrıs'ın AB'ye üye olmasını yasaklıyor şeklinde yorumlanırsa, bu yasak daimi ve koşulsuz olmalıdır.
Türkiye'nin AB'ye üye olup olmaması veya üyeliğin ne zaman olacağı meselesiyle bir ilgisi yoktur." Kelime anlamıyla bakıldığında, yasağın koşulsuz olduğu doğrudur ve sadece Türkiye'nin AB'ye kabul edilmesi, otomatik olarak Kıbrıs'ın üyeliği önündeki hukuki engeli kaldırmaz. Bu görüşe verilecek cevap, önceki paragrafta verilen ile aynıdır- feragat etmek. Bir çok kişinin itirazımdan vazgeçeceğine dair spekülasyon yapmasına rağmen,Türkiye'nin Birliğe kabul edilmesi halinde, Kıbrıs'ın üyeliğine ilişkin itirazından vazgeçmeye niyetli olup olmadığı konusunda bilgi sahibi değilim. Kesin olan şey, Türkiye bu itirazından vazgeçerse, Garanti Antlaşması'nda yer alan yasaklama "daimi" olmayacaktır.34(Yunanistan ve İngiltere’nin itiraz etmedikleri açıktır. 1959'da Kıbrıs'ın, Türkiye ve Yunanistan'ın üye oldukları bir örgüte katılmasına ; herhangi bir itiraz gelmediğin; söyleyerek, kendisinin üye olmasıyla Türkiye'nin ; Kıbrıs'ın üyeliğine itiraz etmesinin engelleneceği ileri sürülebilir. Bununla : birlikte bu durum o zamanki şartlara ve özellikle kimin Kıbrıs'ı, hangi otoriteyle temsil ettiğini iddia ettiğine bağlıdır; bu çerçevede bu konu Üzerinde daha fazla durmak uygun olmayacaktır.)
34. Yukarıda yer alan bütün bu sebeplerle, Ortak Mütalaada Garanti Antlaşması'nın yorumuna ilişkin görüşümü değiştirmeme yol açacak hiç bir şey bulunmamaktadır. Özellikle, Kıbrıs'ın AB'ne katılımı (hatta katılmak için müracaat etmesi) I. Maddenin ihlali olacaktır. Ayrıca, Yunanistan ve İngiltere II. Madde uyarınca, Kıbrıs'ın bağımsızlığım I. Maddede tanımlandığı şekilde garanti etmek ve "kendilerim ilgilendirdiği ölçüde" doğrudan ya da dolaylı olarak bu yasak birleşmeyi teşvik etmeyi amaçlayan bir faaliyeti engellemek yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülüğün, Yunanistan ve İngiltere'nin üyelik için başvuruyu herhangi bir şekilde teşvik etmekten kaçınmalarım gerektirdiği hususu son derece tartışmalı olsa da, AB içinde kullanacakları basit bir veto yoluyla üyeliği engelleme imkanına sahip oldukları kesindir.
KIBRIS ANAYASASI: BAZI İLAVE NOKTALAR
35. Şimdi Ortak Mütalaada vurgulanan başka iki konuya değineceğim: Kıbrıs Anayasası’nın 50. Maddesi ve "en ziyade müsaadeye mazhar devlet" muamelesi.
36. Anayasanın 50. Maddesi'ni ilk mütalaamın (özellikle) 14, 34,38, 47, 48 ve 109. Paragrafları'nda ve bu mütalaamın 15-20. Paragraflarında ele almıştım. Hatırlanacağı üzere, Anayasanın bu hükmü, hem (Kıbrıslı Rum) Cumhurbaşkanına hem de (Kıbrıslı Türk) Cumhurbaşkanı Yardımcısına, uluslararası örgütlere (Yunanistan ve Türkiye birlikte üye olmadıkça) üyelik dahil olmak üzere, dış ilişkiler konusunda veto yetkisi vermiştir. Ortak Mütalaanın 28-34. Paragraflarında, 1959'dan beri Cumhurbaşkanı Yardımcılığı için bir seçim yapılmamış olması ve bu görevi üstlenen son kişinin ölmüş bulunması nedeniyle bu hükmün uygulanamayacağı, ancak bu durumun, Kıbrıs'ın uluslar arası örgütlere üyelik dahil uluslararası ilişkiler kurmasını engelleyemeyeceği ileri sürülmektedir.
37. Bu iddia karşısında gerçekleri ve hukuku ilgilendiren meseleler hakkında pek çok soru ortaya konulabilir. Örneğin, Cumhurbaşkanı Yardımcısının mevcut olmayışının sebebinin tamamen veya büyük ölçüde Kıbrıs Rum çoğunluğunun hatası olması hiçbir fark yaratmayacak mıdır?. Zaruret Hali Doktrini, Anglosakson hukuk sisteminin uygulandığı ülkelerin anayasa hukuklarında geçerli bir yere (son derece tartışmalı bir konudur) sahip midir? Ancak daha temel bir biçimde. Ortak Mütalaa iki önemli noktayı gözden kaçırmaktadır. Birincisi, 50. Madde, Kıbrıs Anayasası öngörülen sonuçlarından ayrı olarak, Garanti Antlaşmasındaki doğrudan ya da dolaylı olarak herhangi bir devletle, tamamen ya da kısmen, ekonomik veya siyasi bir birliğe yol açabilecek fiillerin yasaklanması konusunu açıklığa kavuşturmaktadır. Daha önce (yukarıda, özellikle 19. Paragrafta) belirttiğim üzere, her iki toplumun temsilcilerine uluslararası örgütlere üyelik konusunda veto hakkı verilmesi ve sonra Yunanistan ve Türkiye'nin halihazırda birlikte üye oldukları uluslararası kuruluşların bu vetonun kapsamından çıkarılması, uluslararası örgütlere üyeliğin, (bu garantiler olmaksızın) siyasi ve ekonomik bağımsızlığı tehlikeye düşürme potansiyeline sahip olduğunun düşünüldüğünü göstermektedir. Uluslararası örgütlere üyelik konusunda veto hakkı verilmesinin (ve buna istisna getirilmesinin) Garanti Antlaşması'nın yazımı aşamasında, 1(2). Madde çerçevesinde, tartışılmış olması gerçeği, bunu teyit etmektedir. Ayrıca, bu sadece Anayasa ve Garanti Antlaşması gibi iki ayrı belgenin tesadüfen bir araya gelmesi de değildir. Bu belgelerden ilki, sıradan bir anayasa değil, son derece alışılmadık bir 'şekilde. Garanti Antlaşması gibi uluslararası bir anlaşmayla garanti altına alınmış bir anayasadır. Garanti Antlaşması'nın I. Maddesi uyarınca, Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer şeyler meyanında "Anayasası’na saygı gösterilmesini" sağlama taahhüdü üstlenirken, diğer üç Devlet (garantör devletler) II. Madde uyarınca, diğer şeyler meyanında, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın Temel Maddeleri ile kurulan düzeni (state of affairs) "tanımayı ve garanti etmeyi" taahhüt etmişlerdir.
38 Ortak Mütalaada göz ardı edilen ikinci önemli husus şudur:Hatırlanacağı üzere (yukarıdaki 17. Paragrafa bakınız) 50. Madde,Anayasanın açık bir şekilde değiştirilemez hale getirilen " Temel Maddelerinden" birisidir. Kıbrıs Rum yönetimi Anayasanın bazı bölümlerim "etkisiz" ilan etmesine rağmen, esasen Anayasayı bilfiil değiştirme iddiasında olmamıştır. Ancak, böyle davranmış olsaydı bile, Kıbrıs'ın uluslararası yükümlülükler çerçevesinde saygı göstermesi gereken, orijinal "Anayasa" ve temel özelliği, diğer üç devlet tarafından garanti altına alınan yetki paylaşımım da içeren, "(orijinal)Temel Maddeler tarafından kurulan Düzen (state of affairs)"dir. ( Garanti Andlaşmasının II.(l) Maddesine bakınız). Bu, Garanti Anlaşması’nın lafzı, yazım süreci (Bu hususa, özellikle ilk mütalaamda değinilmiştir.) ve giriş bölümüyle yeterince açık hale getirilmiştir. Giriş bölümü, "Dört devlet;
a) Kıbrıs Cumhuriyet^nin bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin Anayasanın Temel Maddeleri tarafından tesis edildiği ve düzenlendiği biçimde muhafazasının kabul edilmesinin ortak çıkarları olduğunu göz önünde tutarak,
b) Anayasa tarafından kurulan düzene saygı gösterilmesini sağlamak için işbirliğini arzu ederek, şu konularda mutabık kalmışlardır:" şeklindedir.
Böylece, uluslararası hukuk bakımından devletlerin çoğu anayasalarım, mevcut iç hukuklarına uyarak veya uymaksızın 35( Uluslararası hukukun insan hakları, şelf determinasyon gibi alanlarda empoze ettiği,konumuzla ilgili olmayan sınırlamaları bir yana bırakıyoruz) istedikleri biçimde değiştirebilirken, bu özel temel yasa farklıdır. Kıbrıs, Antlaşma ile Anayasası’na saygı göstermeyi kabul etmiş, diğer üç devlet de Temel Maddeler tarafından tesis edilen düzeni (state of affairs) tanımış ve garanti etmişlerdir. Bu, garantörlerin sadece vazifesi değildir. Bunun yanı sıra, Kıbrıs'ın bu Antlaşmaya uymasında garantörlerin birlikte veya ayrı ayrı, uluslararası yasal çıkarları mevcuttur. Bu normal bir durum değildir. Böylece, büyük ölçüde standart bir durum üzerine odaklanarak Ortak Mütalaa, bu konunun özelliklerine adil bir şekilde yaklaşmakta başarısız kalmıştır.
39. İlk Mütalaamın 109. Paragrafının bir bölümünde, Anayasanın 170.(1) Maddesindeki en ziyade müsaadeye mazhar devlet muamelesine ilişkin hüküm hakkında ilave bir açıklama yapmıştım.Ortak Mütalaa'nın 35-37. paragrafları bu konuya ayrılmıştır. Ortak Mütalaanın yazarları, değinmediğim konulara ya da bahsettiğim, ancak en azından bir ölçüde yanlış anladıkları hususlara saldırmışlardır. Madde 170(1), "Cumhuriyet, mahiyetleri ne olursa olsun, bütün anlaşmalar bakımından, Yunanistan Krallığına, Türkiye Cumhuriyetine ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığına, uygun koşullar içeren anlaşmayla, en ziyade müsaadeye mazhar devlet muamelesi uygular" hükmünü getirmiştir. Madde 182 ve EK;III'den de görüleceği üzere, bu Anayasanın değiştirilemez Temel Maddelerinden birisidir. Dört taraf devlet arasındaki Kuruluş Antlaşması'nın F Ekinin İkinci Bölümü'nde de bu durum, neredeyse aynı terimlerle ifade bulmuştur. Bunun Türkiye'ye (veya diğer iki garantör devlete) müktesep bir hak verdiğin! söylemedim; kullanılan ifadenin ("anlaşmayla" ve "uygun şartlarda"), bu muamelenin ileriye yönelik bir taahhüt (pactııın de contrahendo) olduğunu açıklığa kavuşturduğuna katılıyorum. Sonuç olarak, Kıbrıs'ın Türkiye olmadan AB'ye girişinin, en ziyade müsaadeye mazhar devlet olma konusunda Türkiye'nin mevcut bir hakkını ihlal edeceğin! iddia etmedim. Aksine, Ortak Mütalaanın vurguladığım iki hususu layıkıyla ele almamış olduğu düţüncesindeyim.
40. İlk olarak Madde 170(1), 1959'da mutabık kalınan Temel Yapının 23.(l) Maddesini kelime kelime tekrarlamaktadır. 12 Şubat 1959'da üç Dışişleri Bakanı'nın36(Yukarıda, paragraf 18) Londra'daki Toplantısı’nda bunun yorumunun tartışıldığım vurgulamıştım. Lord Perth'in sorusuna cevaben Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanları, "Amacın Kıbrıs ile üç (garantör) devlet dışındaki ülkelerin daha elverişli ikili anlaşmalar yapmasını engellemek" ve ayrıca ne Yunanistan 'in ne de Türkiye'nin Kıbrıs'ta birbirlerinden daha elverişli bir konum elde etmeleri ihtimaliden kaçınmak -örneğin, Yunanistan'ın bir çeşit ekonomik enosis kurması" (vurgu eklenmiştir) olduğunu belirtmişlerdir. Ortak Mütalaa,37(Dipnot 60.) vurgunun Yunanistan ya da üçüncü devletler ile yapılacak ikili anlaşmalar üzerinde olduğunu iddia etmektedir. Ancak, Madde 170(l)ve daha önce kabul edilen Temel Yapının çerçevesi ikili anlaşmalarla sınırlandırılmamıştır ve en geniş şekilde "mahiyeti ne olursa olsun bütün anlaşmaları" kapsayacak şekilde kaleme alınmıştır. Amaç, a) Üç garantörün herhangi bir diğer devletten daha az elverişli muameleye tabi olmamalarının sağlanması; ve en az. onun kadar önemli, b) Kıbrıs'ın, Yunanistan'a veya Türkiye'ye, burada Türkiye'yi de söylemek lazım, özel ekonomik avantajlar sağlayarak, tarafların önlenmesi konusunda çok istekli oldukları, ekonomik birlik (tam,veya kısmi, doğrudan ya da dolaylı) sonucunu yaratabilecek veya ekonomik birliğe doğru gidebilecek bir durumdan kaçınılmasıdır, Ortak Mütalaanın inkar etmediği ve edemeyeceği şey, Kıbrıs'ın Ortak Pazar'a Türkiye üye olmadan girmesinin, bu ülkenin Yunanistan'a Türkiye'ye göre daha elverişli muamele etmesine imkan tanıyacak olması ve aslında bunu zorunlu kılmasıdır. Bu durumun tam tersi de geçerlidir. Bu ise. Garanti Anlaşması’nın ihtiyatlı bir şekilde engel olmaya çalıştığı ekonomik birliği ("tam veya kısmi") teşvik ("doğrudan veya dolaylı") edebilecek ve böylece Garanti Anlaşması’nın en önemli amaçlarından birine aykırı olacaktır. İkinci olarak, yasaklanmış birliğe yönelik adımlar konusunu bir kenara bıraksak bile, Kıbrıs'ın Türkiye olmadan AB'ye katılması halinde, Türkiye'nin bu ülkeyle ilişkilerinde en ziyade müsaadeye mazhar devlet statüsüne sahip olamayacağı oldukça açıktır. Bu husus Ortak Mütalaanın yazarları tarafından da inkar edilmemektedir. Aslında, farklı bir amaçla olsa bile, onlar da bu hususu vurgulamaktadırlar. Gümrükler ve Tarifeler Genel Anlaşması’nda ve diğer belgelerde istisna getirilen "gümrük birliği" uygulaması yüzünden, yapılması öngörülen en ziyade müsaadeye mazhar devlet anlaşması imzalanmış olsaydı bile, eşitsiz bir muamelenin ortaya çıkması ihtimali bulunabileceği doğru olabilir. Ancak bu, böyle bir anlaşmanın içeriğiyle ilgili spekülasyon yapmak olacaktır38(Türkiye'nin AB'nin genişletilmiş gümrük birliğinin bir parçası olması nedeniyle, Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğinin, Türk mallarına uygulanan muamele ile Yunanistan ve İngiliz mallarına yapılan muamele arasındaki eşitsizliği fiilen azaltacağım ileri sürmek benim işaret ettiğim noktaya bir cevap teşkil etmiyor. Madde 170( l), iyileştirilmiş muamele değil, en ziyade müsaadeye mazhar ülke muamelesini öngörmektedir.)
DİĞER HUSUSLAR:
41.Ortak Mütalaanın 37. Paragrafı ayrıca şunu ileri sürmektedir."Kıbrıs ile Türkiye arasındaki 1963 tarihli Ticaret Anlaşması’nın l. Maddesi'nin, açık bir şekilde, Kıbrıs'ın AET gibi bir ekonomik topluluğa gireceğin; veya girebileceğin! öngördüğü unutulmamalıdır. Bu durum, Garanti Antlaşması'nın I. Maddesinin 2. Paragrafısın böyle bir katılımı daimi olarak engellediği tezi ile çelişmektedir" Ancak, Ortak Mütalaa'da atıfta bulunan hüküm şu şekildedir
"Yukarıda bahsolunan en ziyade müsaadeye mazhar devlet muamelesi;
(c) Taraflardan her birinin, gümrük birliği, serbest ticaret bölgesi veya bir ekonomik topluluğa şimdiki veya gelecekteki katılımı, girişi veya ortaklığı çerçevesinde, diğer ülkelere verdiği veya gelecekte vereceği ayrıcalıklara, vergi(ücret) muafiyetine, tercihlere veya imtiyazlara uygulanamaz."İfadenin son derece genel ve hatta kuramsal olduğuna dikkat edilecektir. Bu ifade kesinlikle, Türkiye'nin Garanti Antlaşması dolayısıyla sahip olduğu AB üyeliğine itiraz etme hakkından feragat etmesi ile aynı manaya gelmez. Zaten bu konuya da değinmiyor ve sadece Kıbrıs'ın hukuka uygun bir şekilde bu tür ekonomik gruplardan birine katılımı veya ortaklığı halinde en ziyade müsaadeye mazhar ülke statüsünün sonuçlarının ne olacağım ele alıyor.39(Ve, tabii ki, 1963'deki Ankara ve Lefkoşa arasındaki ilişkilerin kesilmesi durumu henüz yaşanmamıştı) Ortak Mütalaanın bu paragrafı da, mütalaanın yazarlarının, söylemediğim sözleri söylemişim gibi sunmalarına bir başka örnektir. Garanti Antlaşmasının 1(2) Maddesi'nin AB'ye girişi daimi bir şekilde yasakladığım söylemedim, gerek bu mütalaamda, gerek ilk mütalaamda tekrar tekrar ifade ettiğim gibi. Garanti Antlaşması'nın bütün tarafları üyelik konusunda mutabık kaldıkları takdirde, ortada bir engel bulunmamaktadır.40 (Ayrıca,yukarıdaki .paragrafa da bakınız)
42. Mütalaamın 112-119. Paragraflarında, Komisyonun ve Avrupa Adalet Divanı'nın da kabul ettiği gibi, Kıbrıs Rum yönetimi Adanın KKTC tarafından kontrol edilen kesiminde etkin bir otorite kurmaya muktedir olmadıkça, AB hukukunun Kıbrıs'ın tamamında uygulanmasının pratik zorluğuna dikkat çekmiştim. Bu durum Kıbrıs Cumhuriyeti adına akdedilen yükümlülüklerin diğer üyelere karşı tam olarak yerine getirilmesine ve diğer üyelerin Kıbrıs'a karşı yükümlülüklerine bir engel teşkil edecektir. Bu hususa Ortak Mütalaada değinilmemektedir. Muhtemelen başvurunun görüşülmesine teknik bir engel teşkil etmeyecek olan bu gerçek,katılım gerçekleşirse, örneği görülmemiş bir temel pratik sorun olacaktır. AB, Kıbrıs'taki çatışan toplumlara bir çözüme ulaşmaları konusunda baskı yapmak için bu hususu görmezlikten gelmeye karar vermiştir. Ancak böyle bir çözüme gerçekten ulaşılmadıkça, fiiliyattaki sorunlar var olmaya devam edecektir.
43. İlk Mütalaamın 78-94. Paragraflarında, söz konusu Antlaşmaların, ve özellikle Garanti Antlaşması'nın, geçerli olup olmadığım ve geçerli iseler sona erdirilip erdirilmediklerini değerlendirmiştim. Bu konuda, özellikle taraflar Antlaşmaların yürürlükte olduğu konusunda mutabık gözüktüklerinden, bir sıkıntı bulunmadığı sonucuna varmıştım. Ortak Mütalaa bunu reddetmiyor,41(Yukarıdaki 6.paragrafada bakınız) ancak, bu mütalaada değinmemem gereken bir ifade kullanılmıştır. 38. Paragrafta şöyle denilmektedir:
"Bu Mütalaada, Garanti Antlaşması'nın I. Maddesi, veya Anayasanın 50. veya 170 Maddelerinin, Kıbrıs'ın AB'ye katılımım engelleyeceği şeklinde yorumlanması halinde ortaya çıkabilecek meseleleri ele almak gerekli görülmemiştir. Bu varsayımda bile, Türkiye'nin Garanti Antlaşması'na yönelik kendi ihlallerinden dolayı, herhangi bir itirazda bulunabileceği son derece şüpheli olacaktı. Ancak bizim düşüncemize göre, bu üç maddenin manası çok açıktır.Böylece, bir tarafın kendi hareketlerinin teşkil ettiği hukuki mani (estoppel), veya ihlal ettiği bir Antlaşmanın hükümlerine kendisinin dayanamayacağı ilkesinin uygulanması hususu söz konusu olmayacaktır."
Ortak Mütalaanın yazarları Türkiye'nin ihlal ettiğini iddia ettikleri Garanti Antlaşmasına dayanamayacağı savlarına herhangi bir sebep göstermemektedirler. Böyle bir şeye teşebbüs etmiş olsalardı, vakıa ve hukuka ilişkin sayısız meseleyle uğraşmak zorunda olacaklardı. Bu hususlar arasında aşağıdakiler de yer almaktadır: 1960'larda toplumlararası ilişkilerin bozulmasının ardındaki gerçekler nelerdi, kim suçluydu, ve hukuki sonuçları nelerdi? Zaruret hali doktrini veya bir başka doktrin değiştirilemez ve yerleşmiş anayasal hükümlere uymamayı meşrulaştırır mı? Yunan cuntasının destekleyicileri tarafından yapılan 1974 askeri darbesinde tam olarak ne oldu, kimler sorumluydu ve ne tür hukuki etkileri oldu? Bu darbe Türkiye'nin müdahalesin! haklı kıldı mı? IV. Maddedeki müdahale hakkı daha önceden var olan kurallar ya da daha sonra ortaya çıkan uluslar arası hukukun buyruk kuralı (ius cogens) veya BM Şartının 103. Maddesi ile geçersiz mi olmuştur? Müdahale hukuka uygun ise, Türkiye'ye Kıbrıs'ta kalma hakkını verdi mi, öyle ise hangi şartlar altında?KKTC'nin kuruluşunun hukuki sonuçları neydi? Güvenlik Konseyi'nin konuya ilişkin çeşitli kararlarının anlamı ve etkisi nedir? gibi. Bu sorular ilk mütalaamın kapsamı dışındaydı ve özellikle Ortak Mütalaanın yazarları hiç bir ayrıntılı sebep göstermeyi? sadece desteksiz iddialarda bulundukları için, bu konulan burada da incelemek gereksiz görünmektedir. Keza,'hem Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi, hem de uluslararası örfi hukuk uyarınca, Antlaşmanın askıya alınmasını veya bir Antlaşmayı uygulamayı reddetme hakkını ileri süren tarafın, Antlaşma yükümlülüğünü üstlenmiş olmanın yasal sonuçlarım göz ardı etme yönündeki talebini ortaya atması ve yerine getirmesi gerekir.
SONUÇ:
44. Bu nedenlere, sonuç olarak ilk mütalaamda belirtmiş olduğum görüşlerimi muhafaza etmekteyim. Bu çerçevede bilhassa, (l) AB'ye katılma müracaatında bulunmanın ya da katılmanın, Kıbrıs'ın uluslararası yasal yükümlülüklerinin ve özellikle Garanti Antlaşması'nın I. Maddesi ile uluslararası garanti altına alınmış Anayasası’nın ihlali olacağı; (2) Bu başvuruya destek olan Garantörlerden her birinin, birbirlerine karşı ve bir bütün olarak Kıbrıs'ta yaşayanlara karşı uluslararası yasal yükümlülüklerim ihlal etmiş olacağı; (3) Yunanistan ve İngiltere'nin bu tür girişimleri engellemek üzere, Garanti Antlaşması’nın özellikle II. Maddesi uyarınca, sahip oldukları yasal gücü kullanmak ve katılımı özellikle veto etmekle yükümlü bulundukları; (4) Eğer Kıbrıs, siyasi sorun çözülmeden AB'ye kabul edilecekse, bunun fiiliyattaki etkilerinin, Birliğe kabul edilen varlığın, diğer üyelere karşı tüm yükümlülüklerini gerçekleştirememesi ve muhtemelen diğer üyelerin de, Kıbrıs'ın bütününe ve Adada yaşayanlara olan sorumluluklarım tam olarak yerine getirememesi olacağı görüşündeyim.
Maurice Mendelson, QC Biackstone Chambers
12 Eylül 2001 Temple, Londra, EC4Y 9BW
EK-1
KIBRIS CUMHURİYETİNİN AVRUPA BİRLİĞİNE KATILMAK İÇİN YAPTIĞI MÜRACAAT HAKKINDA PROF. M.H. MENDELSON'UN, Q.C. MÜTALAASI (6/6/1997)
1.Kıbrıs'taki Kıbrıs Rum makamlarının Avrupa Birliğine üyelik için yaptıkları müracaatla ilgili olarak mütalaam istenmiştir.
2. Özetle, mevcut anlaşmalar ve ilgili belgeler uygun olarak yorumlandığında, Kıbrıs Rum Yönetiminin uluslararası hukuk bakımından Türkiye'nin üyesi olmadığı Avrupa Birliğine katılmak için müracaat etmeye veya başvuruda bulunmuşsa katılmaya hakkı bulunmadığı görüşündeyim. Ayrıca, AB üyesi ve söz konusu Anlaşmalara taraf olarak Yunanistan ve İngiltere bu katılımı engellemekle yükümlü bulunmaktadırlar. Binaenaleyh, Avrupa Birliği hukuku açısından da bu katılımla ilgili ciddi yasal engeller bulunmaktadır.
DURUM-VAK'ALAR
3. Daha sonra belirgin hale gelecek sebeplerden dolayı, gerçeklerin biraz ayrıntılı olarak ortaya konulması arzu edilmektedir.
4. 5 Ţubat 1959 tarihinde Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması amacıyla Yunan ve Türk Hükümetleri arasında Zürih'te müzakerelere başlandı.1(Kyriakides, in Blaustein & Flanz, Constitutions of the Countries of the World:s.v. Cvprus (1972), 7.) Gördüğüm belgelerin metinlerinde yer almamasına rağmen, Kıbrıs Rum ve Türk toplumlarının liderleri arasında da istişareler de bulunulduğu anlaşılmaktadır.2 (Necatigil, The Cvprus guestion and the Turkish position in international law. (2 baskı., 1996, syf.9. Kıbrıs Türk îdaresinde yüksek düzeyli bir yetkili olan yazar,ilgili (parti pris)olabileceği düşünülebilmesine rağmen,burada belirttiğim değerlendirmesinin doğru olduğu görünmektedir.hukuki değerlendirme söz konusu olduğunda , çalışmalarını incelediğim bir çok yazar tek bir bakış açışını geliştirmeye istekli bulunmaktadır. Ben ise, kendi bağımsız sonuçlarıma ulaşmaya
çaba gösterdim.)Bağımsız bir devletin kurulması hususunda 11 Şubat 1959 tarihinde anlaşmaya varıldı. Başbakanlar Karamanlis ve Menderes "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Temel Yapısı'"nın taslağını, bir tarafta Kıbrıs Cumhuriyeti ile diğer tarafta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasındaki Garanti Antlaşması taslağım ve Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arasındaki İttifak Antlaşması taslağım parafe ettiler. Bu belgeler Fransızca olarak hazırlandı ve "Zürih Anlaşması" olarak tanındı. Zürih Anlaşması Yunanistan ile birlik veya "enosis" için baskı yapan Kıbrıs Rum toplumu ile Adanın paylaşılması için ("taksim") bastıran Kıbrıs Türk tarafı arasında bir uzlaşmayı temsil etti.3 Redmond,The Next Mediterranean Enlargement of the European Community: Turkey ,Cyprus & Malta?(1993),syf.74.
5. 11 Şubat 1959 tarihinde ayrıca, Yunanistan Dışişleri Bakanı Averoff ve Türkiye Dışişleri Bakanı Zorlu, İngiltere Dışişleri Bakanı ile istişarelerde bulunmak üzere Londra'ya gittiler. Bu istişareler sırasında Kıbrıs'ın belirli bölgelerinin İngiltere’nin egemenliği altında bırakılacağı hususunda görüş birliğine varıldı. 12 Şubat 1959 tarihinde İngiltere, Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanlarının İngiltere Dışişleri Bakanlığında yaptıkları toplantının tutanaklarına başvurdum. İngiltere Dışişleri Bakanının üç ülke arasında anlaşmaya varılacak olması halinde Kıbrıs Rum ve Türk heyetlerinin konferans için Londra'ya davet edilebileceklerim belirttiği bu tutanaklarda yer almaktadır. Averoff, Başbakanının Zürih Anlaşmasın! Başpiskopos Makarios'a açıkladığı, Makarios'un tepkisinin olumlu olduğu ve asıl belgeleri o akşam göreceği, Kıbrıs Rum toplumunun Başpiskoposun mutabık kalacağı herhangi bir şeyi kabul edeceği bilgisin! vermiştir.
6. İngiltere Dışişleri Bakanı ardından Zürih Anlaşması’nın belgeleriyle ilgili bazı sorular sormuştur. İlk soru Garanti Anlaşmasının birinci maddesinin ikinci paragrafı hakkındadır. Birinci madde ţöyledir;
"Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi bağımsızlığım, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini muhafazayı ve anayasasına saygıyı güven altına almayı taahhüt eder.
Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir devletle herhangi bir şekilde kısmen veya bir bütün olarak siyasi ve ekonomik birliğe girmeyeceğim taahhüt eder. Kıbrıs Cumhuriyeti, bu amaçla, adanın gerek birleşmesin!, gerekse taksimini doğrudan veya dolaylı olarak gerçekleştirmeyi teşvik etmeye vesile olan her türlü hareketi yasaklar."4(Conference on Cvprus. Cmnd.679. Daha önce belirttiğim gibi, Zürih Anlaşmasının orjinal metni Fransızca'dır, fakat orijinal metin ile resmi İngilizce tercümesi arasında herhangi bir maddi değişiklik bulunmamakla birlikte, aşağıda da belirttiğim üzere bazı durumlarda İngilizce metnin daha iyi anlaşılabilmesi için Fransızca metin yardımcı olmuştur. Ayrıca aşağıda belirteceğim üzere, resmi Garanti Antlaşması esasen İngilizce ve Fransızca olarak yürürlüğe konmuştur)
7. İkinci paragrafla, Kıbrıs'ın, örneğin (şayet kurulduğu takdirde) (Avrupa) Serbest Ticaret Bölgesi gibi, tüm uluslararası birliklere mi üyeliğinin engellemesinin kastedildiği soruşu da görüşmede sorulmuştu. Zorlu, paragrafın "taksimin ve (Yunanistan ile veya bir başka ülkeyle) Enosis'in yasaklanmasını kastettiğim" açıkladı. Averoff mutabık kaldı - " yazım özellikle Enosis yönündeki, örneğin Kıbrıs ve Yunanistan'ın Yunan Hükümdarlığı altında birleşmesi gibi, muhtemel Yunan tertiplerinin engellemesi amacıyla belirlendi." "Zorlu ve Averoff, örneğin Dünya Posta Birliği veya herhangi bir Serbest Ticaret Sahası gibi Türkiye ve Yunanistan'ın her ikisinin üyesi oldukları uluslararası kuruluşlara Kıbrıs'ın üyeliğine herhangi bir itirazın olmayacağım açıklıkla kaydetmişlerdir."
8. Temel Yapının 23'üncü maddesiyle ilgili olarak da bir soru gündeme geldi. Söz konusu madde ţunu öngörmekteydi
Kıbrıs Cumhuriyeti, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye'ye, niteliği ne olursa olsun, yapacağı her türlü anlaşma için en ziyade müsaadeye mazhar ülke koşulunu tanıyacaktır.
Bu hüküm, İngiltere'ye tanınacak askeri üs ve kolaylıklarla ilgili olarak Kıbrıs Cumhuriyeti ile İngiltere arasında imzalanan Antlaşma uygulanmayacaktır.
Lord Perth, bunun kaleme alındığı hali ile Kıbrıs'a ekonomik zararları olabileceğini belirtti. Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanları, buna, İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwealth) tercihinin muhafazama engel olunmayacağı ve "Amacın Kıbrıs ile üç ülkenin dışındaki ülkeler arasında daha elverişli ikili anlaşmalar yapılmasının engellenmesi ve ayrıca, Yunanistan veya Türkiye'nin Kıbrıs 'ta diğerine karşı ekonomik açıdan daha elverişli bir konumu, Yunanistan için örneğin bir ekonomik enosis tesis edilmesi gibi, elde etmesinin önlenmesi "(italikle yazılanlar bana aittir) olduğu cevabını verdiler.
9. 17 Ţubat 1959 tarihinde, İngiltere Hükümeti Zürih Anlaşmasını incelediğini ve "Yunanistan, Türkiye ve İngiltere Dışişleri Bakanları arasında 11-16 Şubat 1959 tarihleri arasında gerçekleştirilen istişareleri dikkate alarak", özellikle iki egemen üs bölgesinin İngiltere’nin elinde tutulması ve "Kıbrıs'taki çeşitli toplumların temel insan Haklarının korunması" amacıyla anlaşmaya varılacak olması hükmü saklı kalmak şartıyla bu belgeleri Kıbrıs sorununun nihai çözümü için üzerinde mutabakata varılmış temel olarak kabul ettiğini açıkladı.5(164 British & Foreien State Papers (1959-60), l.)
10. 17 ve 19 Şubat 1959 tarihlerinde, Londra'da "Lancaster House'"da İngiltere, Türkiye ve Yunanistan Başbakanları tarafindan bir muhtıra imzalandı.6(Conference on CypruCmnd.679.) Bu muhtıra'da; Başbakanlar l) Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumlarının temsilcilerinin Zapta ekli belgeleri "Kıbrıs sorununun nihai çözümü için üzerinde mutabakata varılmış bir temel" olarak kabul ettiklerim belirten beyanlarının not edildiğin;2) buna bağlı olarak, söz konusu belgelerin üzerinde mutabakata varılmış temel olduklarının kabul edildiğini belirttiler. Buna uygun olarak, aşağıda incelenen tüm belgelerin sadece üç ülkenin değil, sırasıyla Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumunun temsilcileri tarafından da imzalandığının veya parafe edildiğinin belirtilmesi gerekmektedir.
11. Muhtıra ekli belgeler şöyle sıralanmaktadır;
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Temel Yapışı
Kıbrıs Cumhuriyeti ile Yunanistan, İngiltere ve Türkiye arasında Garanti Antlaşması
Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye arasında İttifak Antlaşması
- Bu üç belge temel Zürih Anlaşması belgeleridir -
İngiltere Hükümeti tarafından 17 Şubat 1959 tarihinde yapılan Beyan (yukarıda 9 uncu paragrafta belirtilen) Garanti Antlaşmasına konulacak Ek İlave Madde Yunan ve Türk Dışişleri Bakanları tarafından 17 Şubat 1959 tarihinde yapılan Beyan Kıbrıs Rum Toplumu temsilcisi tarafindan 19 Şubat 1959 tarihinde yapılan Beyan Kjjbrıs Türk Toplumu temsilcisi tarafindan 19 Şubat 1959 tarihinde yapılan Beyan Kıbrıs'ta yeni düzenlemelerin hazırlanması için üzerinde Mutabık Kalınan Tedbirler
12. Tüm bu belgeler duruma göre, İngiltere, Türkiye ve Yunanistan temsilcileri ile iki toplumun temsilcileri tarafından imzalandı veya parafe edildiler. Mutabık Kalınan Tedbirler ise sadece üç garantör devlet temsilcisi tarafından parafe edildi. Bu belgeleri daha ayrıntılı olarak aşağıda incelemekteyim.7(Aynı gün. Sömürge Bakanı (Alan Lennox-Boyd) (diğer hususların yanısıra) Türktoplumunun Rum toplumu ile birlikte geleceğin! belirlemek hususunda eşit haklarasahip olduğunu teyid etti: Parliamentarv Debates. House ofCommons (1956-7),vol. 562, çöl. 1268. 26 Haziran 1958 tarihinde Başbakan (Harold Macmillan)Sömürge Bakanının ifadesini bir "taahhüt" olarak tanımladı. Ade., vol. 590, col 729.)
A-KIBRIS CUMHURİYETİ’NİN TEMEL YAPISI
13. Bu belge, müstakbel Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (KC) gelecekteki anayasasının çerçevesini öngörmektedir. Birinci madde, Cumhurbaşkanının Rum, Cumhurbaşkanı Yardımcısının Türk olmasını ve her birinin genel oy hakkı yöntemiyle kendi toplumları tarafından seçilmesin! şart koşmaktadır.
14. Sekizinci madde "Cumhurbaşkanı ve Yardımcısı, gerek ayrı ayrı ve gerek birlikte, Türkiye ile Yunanistan'ın birlikte katıldığı ittifaklara ve uluslararası kuruluşlara Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de katılması hariç, dış işleri veya Ek l 'de tanımlanan savunma ve güvenlik konularına ilişkin herhangi bir kanunu veya kararı nihai veto hakkına sahip olacaklardır" hükmünü içermektedir. Bu maddenin İngilizce gramatikal yapısı tam olarak alışılmamış olup, Zürih Anlaşmasındaki taslak Temel Yapının Fransızca metni ile karşılaştırılması halinde, biraz açıklığa kavuşturulabilecektir: "Cumhurbaşkanı ve Yardımcısı ayrı ayrı ve birlikte, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Ek I'de tanımlanan ve Yunanistan ile Türkiye'nin taraf olduğu savunma ve güvenlikle ilgili uluslararası kuruluşlara ve ittifaklara katılması hariç, dışişlerine ilişkin her türlü yasa ve karara karşı nihai veto hakkına sahip olacaklardır." Bu, Cumhurbaşkanı Yardımcısınm (Cumhurbaşkanı ile birlikte) Kıbrıs'in Türkiye ile Yunanistan'ın her ikisinin de üye oldukları uluslararası kuruluşlara katılımı hariç dışişleri ile ilgili tüm kararları veto etme hakkı bulunduğunu teyit etmektedir. Bir başka ifadeyle, Cumhurbaşkanı' Yardımcısı, iki ülkeden birinin üye olduğu bir kuruluşa, hiç şüphesiz Avrupa Birliği de dahil, üyeliği veto etme hakkına sahiptir.
15. Madde 21 ţunu öngörmektedir:
Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan, İngiltere ve Türkiye arasında yeni Kıbrıs Devletinin bağımsızlığım, toprak bütünlüğünü ve anayasasını garanti altına alan bir antlaşma yapılacaktır. Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye arasında bir askeri ittifak antlaşması da akdedilecektir.
Bu iki belge anayasa hükmünde olacaktır. (Bu sonuncu fıkra anayasaya temel maddelerden biri olarak geçirilecektir.)
16. Madde 22 ise şöyledir: "Kıbrıs'ın herhangi bir devlet ile tamamen veya kısmen birleşmesinin veya Kıbrıs için ayrıklıkçı bir bağımsızlığın (örneğin Kıbrıs'ın iki ayrı devlet olarak taksiminin) yasaklanacağı kabul edilmektedir."
17. Madde 23 ţunu belirlemektedir:
Kıbrıs Cumhuriyeti, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye'ye niteliği ne olursa olsun, her türlü anlaşma için en ziyade müsaadeye mazhar ülke statüsü tanıyacaktır.Bu hüküm, İngiltere’ye tanınacak askeri üs ve kolaylıklarla ilgili olarak Kıbrıs Cumhuriyeti ile İngiltere arasında imzalanan Antlaşmalara uygulanmayacaktır.
18. Madde 27 Temel Yapıdaki tüm maddelerin " Kıbrıs Anayasasının temel maddeleri olacağım" öngörmektedir.
B- GARANTİ ANDLAŞMASI
19. 1959 Londra Konferansında şartları üzerinde mutabakata varılan
ikinci belge bir tarafının Kıbrıs Cumhuriyetinin, diğer tarafını Yunanistan, İngiltere ve Türkiye'nin oluşturduğu Antlaşması idi. Ayrıca, asıl Antlaşmanın Lefkoşe'de imzalandığının ve bağımsızlık günü olan 16 Ağustos 1960 tarihinde yürürlüğe girdiğinin de belirtilmesi gerekmektedir.8(UK Treaty Series No.5 (1961), Cmnd.1253.) Antlaşma, Fransızca ve İngilizce düzenlenmiş olup, her iki metin de aynı şekilde geçerlidir. Bazı açılardan, Fransızca metin İngilizce metnin anlaşılmasına yardımcı olduğundan, bu durumlarda her iki metne de atıfta bulunacağım.
20. Madde I
Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi bağımsızlığım, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini muhafazayı ve anayasasına saygıyı güven altına almayı taahhüt eder.
Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir devletle hiçbir şekilde kısmen veya bir bütün olarak siyasi ve ekonomik birliğe girmemeyi taahhüt eder. Kıbrıs Cumhuriyeti, bununla bağlantılı olarak adanın gerek herhangi bir diğer devletle9("herhangi bir diğer devletle" ifadesi Londra Konferansı metninde yer almamaktadır.) birleşmesin! gerekse taksimini doğrudan veya dolaylı olarak gerçekleştirebilecek10(Londra Konferansı metninde "vesile olan" denmektedir.) her türlü faaliyeti yasaklar.11(" Londra Konferansı metninde "bu amaçla yasaklar" ifadesi yer almaktadır.Ancak bu yazım değişikliğin! açıklayacak herhangi bir unsur bulunmamaktadır) (Fransızca'dan tercümesi şöyledir: Hangi devletle birlikte otursa olsun, hiçbir siyasi veya ekonomik birliğe tamamen veya kısmen üye olmama yükümlülüğünü taahhüt eder. Bu doğrultuda, doğrudan veya dolaylı olarak başka herhangi bir devletle birliği veya Adanın taksimine yol açabilecek her türlü faaliyeti yasaklar.)
21. Madde II.
Yunanistan, Türkiye ve ingillere, Kıbrıs Cumhuriyetinin işbu antlaşmanın birinci maddesinde belirtilen taahhütlerini dikkate alarak, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığım, toprak bütünlüğünü ve güvenliğim ve aynı zamanda Anayasasının temel maddeleri ile oluşan düzeni (state ofaffairs) tanırlar ve garanti ederler.12(Londra Konferansı metinlerinde cümlenin sonunda "ayrıca anayasasına saygıyı,"ifadesi yer almaktadır.Değişiklik hiç şüphesiz 1959 yılında henüz Anayasanın hazırlanmamış olmasından kaynaklanmaktadır.)
Yunanistan, Türkiye ve İngiltere, aynı şekilde, kendileriyle ilgili olduğu ölçüde13 (Londra Konferansındaki asıl metinde burada kullanılan ifade ‘’yetkileri içerisinde kaldığı kadarı ile’’dir) doğrudan veya dolaylı olarak Kıbrıs'ın bir diğer devletle birleşmesin! veya adanın taksimini amaçlayan her türlü hareketi yasaklamayı taahhüt ederler.
22. Garanti Antlaşmasının orijinal Zürih metninde yer almayan ancak 1960 yılında kabul edilen nihai metninde yer alan üçüncü madde ise Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye'nin İngiltere’nin egemen olduğu üs sahalarına saygı göstermeleri taahhüdüm! ve bir tarafım İngiltere'nin, diğer tarafım Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye'nin oluşturduğu taraflar arasında aynı tarihte imzalanan Kuruluş Antlaşması ile güvence altına alınan hakların İngiltere tarafından kullanılmasını garanti ettikleri hükmünü içermektedir.14(Kuruluş Antlaşması için 33 üncü paragrafa bakınız)
23. Garanti Antlaşmasının dördüncü maddesi şunu öngörmektedir: işbu antlaşma hükümlerinin ihlali halinde, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere bu hükümlere uyulmasını sağlamak için gerekli girişimlerin yapılması veya tedbirlerin alınması için istişarelerde bulunmayı taahhüt ederler.
Ortak veya birlikte bir eylem mümkün olmadığı' takdirde üç garantör devletten her biri bu Antlaşma ile kurulan düzeni (stateof affairs) tekrar kurmak amacı ile hareket etmek hakkını saklı tutarlar.15(imzalanan metin ile Zürih'te üzerinde mutabakata varılan metin arasında bazı küçük farklılıklar bulunmakta ise de, bunlar esasa müteallik gözükmemektedir.)
C- İTTİFAK ANDLAŞMASI
24. Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye ve Yunanistan arasındaki bu anlaşma mevcut sorunla çok yakından alakadar görünmemektedir. Bununla birlikte, ikinci maddede, tarafların "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne karşı yöneltilecek doğrudan veya dolaylı her türlü saldırı veya tecavüze karşı koymayı taahhüt ettikleri" belirtilebilir.
D- İNGİLİZ HÜKÜMETİNİN BEYANI
25 Bu beyan, özellikle İngiltere'nin egemen olduğu üs sahalarının ve diğer belirli hususların elde tutulması ile ilgili olup, esasen yukarıdaki 9 uncu fıkrada ana hatları izah edilmiştir.
E- GARANTİ ANDLAŞMASINA KONULACAK EK MADDE
26 Bu madde İngiltere'nin egemenliği altındaki iki üs sahasını elinde tutması ile ilgili olup, esasen Garanti Antlaşması ile bağlantılı olarak incelenmiştir.
F- YUNAN VE TÜRK DIŞİŞLERİ BAKANLARI TARAFİNDAN YAPILAN BEYAN
27 Bu beyan ile, "Kıbrıs sorununun nihai çözümü için üzerinde mutabakata varılan temeli" oluşturan Zürih Anlaşması ile İngiliz Hükümetinin Beyanı (Yukarıdaki D maddesi) kabul edilmektedir.
G-KIBRIS RUM TOPLUMU TEMSÎLCÎSÎNÎN BEYANI
28. Bu beyanla. Baţpiskopos Makarios Zürih Anlaşmasını ve üç Garantör Devlet tarafından yapılan 17 Şubat 1959 tarihli beyanları incelediğim ifade etmekte ve bu belgeleri Kıbrıs sorununun çözümü için üzerinde mutabık kalınan temel olarak kabul etmektedir Bu belge Uç Garantör Devletin temsilcileri ve Kıbrıs Türk toplumu adına Dr. Küçük tarafından parafe edilmiştir
H- KIBRIS TÜRK TOPLUMU TEMSÎLCİSÎNÎN BEYANI
29. Teferruat halin icabına göre değiştirildikten sonra, {Mutatis mutandıs), yukarıdaki G maddesi ile benzerdir.
I - KIBRIS'TA YENİ DÜZENLEMELERİN HAZİRLANMASİ İÇİN ÜZERİNDE MUTABIK KALINAN ÖNLEMLER
30. Bu önlemler belirli geçiş dönemi önlemlerinin yanı sıra Zürih Konferansında üzerinde mutabakata varılan Temel Yapının derce edildiği ve genel olarak Zürih Anlaşmalarım "titizlikle gözeten" bir anayasa taslağının sonuçlandırılması için Kıbrıs'ta bir Ortak Komisyon kurulmasını içermekteydi. (Bu Komisyon Kıbrıs'taki her iki toplumdan birer temsilci ve Yunanistan ile Türkiye'den birer temsilciden oluşacaktı.)
31. 1960 yılının Temmuz ayında, ilgili İngiliz Bakanları Londra Konferansının sonuçlarının uygulanması için alınan önlemlerin gelişimi hakkında Parlamentoya bir raporla bilgi verdiler 16("Cmnd.1093.) Ortak Komisyonun taslak Anayasanın Lefkoşa'da imzalandığı tarih olan 6 Nisan 1960 tarihinde çalışmalarım tamamladığım. İngiliz Hükümeti Komisyonda temsil edilmese dahi taslağın görüldüğünü ve herhangi bir görüş bıldırılmediğini belirttiler. İngiliz Hükümetinin, taslağı raporun ekinde sunulan Anayasanın Temel Maddelerinin garantörü olduğuna dikkat çektiler. Seçimlerin 1959 yılı Aralık ayında gerçekleştirildiğim ve Başpiskopos Makarios ile Dr. Küçük 'ün Cumhuriyetin Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak seçildiklerim eklediler. Ayrıca, Ortak Komitenin, Kıbrıs ve Londra'daki oldukça kapsamlı müzakerelerin ardından, l Temmuz 1960 tarihinde ilgili Antlaşmaların yazımı hususunda mutabakata vardıklarım belirttiler. Üzerinde mutabakata varılan taslak Antlaşmalar raporun ekinde yer almaktadır.
32. Ardından İngiliz Parlamentosu, Cumhuriyete bağımsızlık verilmesini sağlayan Kıbrıs Yasasını kabul etti. Bu yasa uyarınca, Kıbrıs Cumhuriyeti Konsey Kararı (Order in Council) 10 Ağustos 1960 tarihinde yürürlüğe girdi.17(Statutory nstrument No. 1368 of 1960) Bununla, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının Rumca ve Türkçe metinleri olarak, beş tarafın temsilcilerinin 28 Temmuz 1960 tarihinde Ankara'da parafe ettikleri Rumca ve Türkçe dillerindeki belgelerde belirlenen yapının 16 Ağustos 1960 tarihinde yürürlüğe girmesi gerektiği öngörülmekteydi.
33. 16 Ağustos 1960 tarihinde Lefkoşa'da Garanti, İttifak ve Kuruluş Antlaşmaları taraflarca imzalandı ve bağımsızlık ilan edildi. İlk iki anlaşma hakkında esasen izahatta bulunulmuştur. Kuruluş Antlaşması ise,18(UK Treaty Series No.4 of 1961, Cmnd.1252) Londra Konferansı sırasında İngiliz Hükümeti tarafından yapılan beyanın ve diğer dört tarafın bunun ardından yaptıkları beyanların (yukarıdaki D, F, G ve H) uygulanması ile ilgili olarak bir tarafta Kıbrıs Cumhuriyeti ile diğer tarafta üç Garantör Devlet arasında tanzim edilmiştir. Esas itibarıyla İngiltere egemenliğindeki üs sahaları, devletin halefi yeti ve benzeri hususlarla ilgilidir.19(İngiliz Hükümetinin beyanındaki Kıbrıs'ın insan haklarım garanti altına alacağı yönündeki yükümlülükle ilgili olarak, Kıbrıs Cumhuriyetinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birinci Protokolde belirlenen haklarla benzer insan haklarını garanti ettiğine işaret edilmesi gerekebilecektir.Birinci madde ilgili bölümlerinde Kıbrıs Cumhuriyetinin topraklarını İngiliz askeri üsleri haricinde Kıbrıs adası ile sahillerinin dışındaki adaların oluşturduğunu düzenlemektedir. Madde 10 ise uyuşmazlık halinde hakemliğe başvurulmasını öngörmektedir.)
ANAYASA20(Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası Rumca ve Türkçe olarak tanzim edilmiştir. (Madde 180) Ancak, Blausteni ve Flanz'ın Dünya Ülkeleri Anayasaları (1972) isimli eserindeki çeviriye itimat etmek zorundayım.)
34. Tanzim edilen Anayasa, Zürich ve Londra Anlaşmalarım ve özellikle Temel Yapıyı yansıtmakta ve genişletmektedir. Birinci Madde,Cumhurbaşkanın Rum tarafından, Cumhurbaşkanı Yardımcısının Türk tarafından olacağını öngörerek, Temel Yapıdaki mukabil maddeyi yansıtmakta, aynı zamanda 50'inci madde (ilgilibölümlerinde) ‘’Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısının Temsilciler Meclisinin aşağıdaki konulara ilişkin herhangi bir yasa ve kararma veya bunların ilgili herhangi bir kısmına karşı nihai veto hakkına ayrı ayrı veya birlikte sahiptirler; a) Yunanistan Krallığı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ikisinin birden katıldığı uluslararası kurumlar ve ittifak anlaşmalarına Cumhuriyetin katılması haricindeki dışişleri"21(Bu amaçla, madde "dışişlerini" tanımlamak üzere "uluslararası Antlaşma devam etmektedir) hükmü ile Temel Yapıdaki 8 inci maddenin gereğini yerine getirmektedir. Bu durum, Bakanlar Kurulunun (bazı durumlarda Temsilciler Meclisinin mutabakatına bağlı olmak üzere) uluslararası anlaşmalar yapmakla sorumlu olduğunu öngören 269'uncu madde ile tamamlanmaktadır. Ancak, Bakanlar Kurulunun herhangi bir kararı 50 inci maddede belirtilen türden ise, Cumhurbaşkanı ve/veya Cumhurbaşkanı Yardımcısının, kararın kendilerine iletilmesinden itibaren dört gün içerisinde kullanılmak üzere veto haklarının olduğunu öngören 57'inci maddenin üçüncü fıkrası ile buna sınırlama getirilmektedir.
35. 170 inci madde Temel Yapının 23 üncü maddesini uygulamaktadır. İlgili bölümü şöyledir. " (l) Cumhuriyet, mahiyetleri ne olursa olsun, bütün anlaşmalar bakımından Yunanistan Krallığına, Türkiye Cumhuriyetine ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığına, uygun koşullar içeren anlaşmalarla, en ziyade müsaadeye mazhar ülke statüsü tanıyacaktır."
36. 179 uncu madde Anayasanın Cumhuriyetin en üstün yasası olduğunu ve Temsilciler Meclisinin, Cemaat Meclislerinin veya herhangi bir makamın hiçbir yasa ve kararının bu anayasa hükümlerinden herhangi birine aykırı veya onunla uyumsuz olamayacağını öngörmekte olup, 180 inci madde de Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından anayasal sorunların hükme bağlanmasını düzenlemektedir. 180'nci madde, her iki resmi dildeki metinler arasındaki ihtilafların çözümü ile ilgili olarak, şunu öngörmektedir: "Belirsizlik halinde, Anayasanın yorumu Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından Zürich Anlaşması ve Londra Anlaşmasının lafzı ve ruhu önemle dikkate alınarak yapılacaktır."
37. 181'inci madde, Garanti ve İttifak Antlaşmalarının anayasal güce sahip olacağım belirterek Temel Yapının 21 inci maddesini uygulamaktadır.
38. 182'inci maddenin 2 ve 3'üncü fıkraları, Rum toplumuna mensup temsilcilerin sayışı toplamının en az üçte ikisi ve Türk toplumuna mensup temsilcilerinin de benzer sayıda çoğunluk oyu ile (esasen bu başlı basma değişiklik için önemli bir engeldir) Anayasanın birçok hükmünün değiştirilebileceğini veya iptal edilebileceğin! öngörmekte ise de, aynı maddenin l inci fıkrası ile önemli bir istisna getirilmektedir. Bu madde, Temel Yapının 7 inci maddesini uygulamakta ve (Anayasanın Üçüncü Ekinde belirtilen) "Zürih Anlaşmasından dere edilmiş olan temel maddelerin bu Anayasanın temel maddeleri olduğunu, hiçbir suretle değiştirme, ekleme veya iptal etme yöntemi ile tadil edilemeyeceğim öngörmektedir". 169 ve 179 uncu maddeler haricinde. Anayasanın bu mülahazasında belirtilen tüm maddeler anılan Ekte yer almaktadır.
39.185'inci madde. Cumhuriyetin topraklarının "bütün ve bölünmez" olduğunu belirtmekte ve ikinci fıkrada "Kıbrıs'ın tamamen veya kısmen bir diğer devletle birleşmesi veya ayrılıkçı bir bağımsızlık söz konusu olamaz" ifadesini içermektedir. Bu madde, Temel Yapının "ayrılıkçı bağımsızlığı" "Kıbrıs'ın iki bağımsız devlete ayrılması" olarak tanımlayan 22'inci maddesinin gereğini yerine getirmektedir.
40. Kıbrıs Türk toplumunun Cumhuriyetin her alanında yetki paylaşımım ayrıntılı bir şekilde düzenleyen Anayasayı kabul etmesine rağmen, Kıbrıslı Rumlar, böyle bir yetki paylaşımına karşı olduklarından, daha önce kabul ettikleri Anayasaya karşı çıktılar. Her iki toplum arasında önemli anayasal farklılıklar ortaya çıktı. Rumlar karma, Türkler ise ayrı birer birim istediklerinden, ordunun kurulması hususunda mutabakata varılamadı. Ayrı belediyelerin kurulması hususunda da mutabık kalınamadı. Türkler ayrıca, kamu hizmetlerinin yüzde 30'unun Kıbrıslı Türklere verilmesi yönündeki anayasal yükümlülüğe uyulmadığı yönünde şikayette bulundular. 1961 yılının Aralık ayında, Temsilciler Meclisindeki Kıbrıslı Türkler, Hükümetin Anayasanın uygulanmasında gösterdiği başarısızlık nedeniyle, vergi kanunun yasalaşmasını desteklemeyi reddettiler.22(Bkz. e.g. Kyriakides, op.cit., n. l yukarıdaki)
41. Yüksek Anayasa Mahkemesi, bağımsız bir Başkan olan Heidelberg Üniversitesinden Profesör Emst Forsthoff ile Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarmdan iki hakimden oluşmakta idi. Mahkeme Başkanı, Başpiskopos Makarios'un Yüksek Anayasa Mahkemesinin belediyelerle ilgili kararma uymayacağım açıklaması üzerine 15 Temmuz 1963 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere istifa etti.23(Necatigil,op.cit.,n.2 yukarıdaki,syf.21.)
42. 12 Eylül 1963 tarihinde, Türkiye ve Avrupa Birliği l Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren bir ortaklık anlaşması imzaladılar.
43. 3 Aralık 1963 tarihinde, anayasal düzenlemelerle ilgili olarak memnuniyetsizliğin! sık sık beyan eden (bu düzenlemelere taraf olmasına rağmen) Başpiskopos Makarios, 13 maddelik anayasa değişikliği teklifim kamuoyuna açıkladı ve teklif hakkında Garantör Devletlere bilgi verdi. Bu tekliflerin bazıları, örneğin veto hakkının kaldırılması gibi, Anayasanın değiştirilemez maddelerim değiştirecekti. Türkiye ve Kıbrıslı Türkler Başpiskoposun teklifim 16 Aralık 1963 tarihinde reddettiler. 21 Aralık 1963 tarihinde toplumlar arası şiddet başladı.24(Adı geçen eser syf.24.)
44. İngiliz Avam Kamarası Dışişleri Komitesi, 1987 tarihli Raporunda şu hususları belirtmektedir; " Kıbrıslı Türklerin 103 köyün kısmen veya tamamen yıkılmasına ve Kıbrıs Türk nüfusunun yaklaşık dörtte birinin yerlerinden edilmesine neden olduğunu iddia ettikleri şiddetin büyük ölçüde, Kıbrıs Rum liderliği tarafından doğrudan telkin edildiği veya kesinlikle bana göz yumulduğu hususunda çok az şüphe bulunmaktadır."25(Avam Kamarası Belgeleri, 1986-87, Nos. 21-24; No.21, 27 inci paragraf) Komite ayrıca şu yorumda bulunmaktadır: Özetle, 1963 krizinin sonucu 1960 çözümü ile tesis edilen hükümet sisteminin çöküşü olmuştur. Kıbrıs Hükümetinin, şimdi "şartların gerektirdiği ölçüde değiştirilmiş 1960 Anayasasını yürütmeyi" amaçladığım iddia etmesine rağmen, bu iddia, 1963 Aralık olayları öncesi ve sonrasında Cumhurbaşkanı Makarios Hükümetinin Enosis hedefim savunmaya devam ettiğim ve bu nihai amaca ulaşmayı kolaylaştırmak için Anayasayı ve ilgili Antlaşmaları değiştirmeye aktif olarak gayret gösterdiği gerçeğin; göz ardı etmektedir.26(Adı geçen eser, paragraf 31. Esasen, 26 Haziran 1967 tarihinde Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisi oybirliği ile niyetlerinin Enosis için mücadele olduğunu belirten kararı kabul etmiştir)
45. 25 Aralık 1963 tarihinde Türk savaş uçakları ada üzerinde uçtular. Bu, İttifak Antlaşması hükümleri uyarınca yerleştirilmiş Türk ordu birliklerinin Lefkoşa-Gime yolundaki Yunan birliklerinden uzakta bir kampa nakledilmelerine imkan sağladı, 1 Ocak 1964 tarihinde Başpiskopos Makarios'un Garanti ve İttifak Antlaşmalarının feshine ilişkin kararım açıkladığı, ancak İngiliz temsilcilerle müzakerelerin ardından, yeni bir açıklama yaparak Hükümetinin sadece "söz konusu Antlaşmaların uygun yöntemlerle teshini sağlamayı" amaçladığım belirttiği anlaşılmaktadır.27(Necatigil, syf.46.)
46. 1964 yılı Mart ayında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi adıyla barış gücü gönderilmesine karar vermiştir.28(BMGK Kararı 186 (1964)) (Cumhuriyet Eylül 1960 ayında Birleşmiş Milletlere katılmıştı.)
47. Toplumlararası şiddetin başlamasının ardından, Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Bakanlar ile Temsilciler Meclisinin Kıbrıs Türk üyelerinin Bakanlıklara girişi ve toplantılara katılımı engellendi. Kıbrıs Rum Hükümeti Dr. Küçük'ü artık Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak tanımadığım ilan etti. Birleşmiş Milletler Barış Gücü Kıbrıs T ürk üyelerin Meclise dönme talebini Rum tarafına ilettiler ve onların yokluğunda Rum üyeler tarafından gerçekleştirilen anayasal değişikliklerin Türk üyelerce kabul edilmesi halinde geri dönüşlerine izin verilebileceği yanıtım aldı.29 (Dışişleri Komitesinin 1987 tarihli Raporunda (yukarıdaki 25 numara) paragraf)Kıbrıslı Türk hakimlerin Rum kontrolünde bulunan bölgelerdeki mahkemelere, mahkemelerin yakınlarında kurulan kontrol noktalarında durduruldukları ve duruşmalara katılımlarının engellendiği tarih olan 2 Haziran 1966 tarihine kadar iştirak ettikleri anlaşılmaktadır.30(Necatigil, syf 62-63) 48. Temel Maddeleri de kapsayacak şekilde Anayasayı tadil etmek üzere bir dizi yasa geçirilmiştir. Örneğin, 1965 sayılı Seçim Kanunu (Geçici Hükümler) Anayasanın l. Maddesini ( Temel Maddedir) ve 63. Maddeyi ihlal edecek şekilde, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların ayrı seçim listeleri düzenlemelerini iptal etmiştir. Diğer sonuçlarının yanı sıra, bu durum Türk toplumunun bir Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı seçmesini engellemiştir. Garantör devletlerden Türkiye ve İngiltere’nin protesto Notalarının konusu budur.31(Hansard cilt 79, sütun.466f Necatigil'de bahsedildiği şekliyle, op.cit syf 57,)
49. 1963 ve sonrasında, iki yönetim ortaya çıkmıştır; Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti adı altında işleyen Kıbrıs Rum Yönetimi ve zaman içerisinde "Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi" adını alan bir Kıbrıs Türk idaresi.
50. 1968-1974 yılları arasında toplumlararası görüşmeler yapılmış, ancak bu görüşmeler sorunun çözümünü sağlamamıştır.
51. 21 Mayıs 1973'de Avrupa Toplulukları ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında bir ortaklık anlaşması imzalanmıştır.
52. 2 Temmuz 1974'te Başpiskopos Makarios Yunanistan Cumhurbaşkanına yazarak, kendisini öldürmeyi ve Cumhuriyeti ilga ederek Enosis'i gerçekleştirmeyi hedefledikleri konusunda deliller ele geçirdiği askeri cunta subaylarını Kıbrıs'tan çekmesini istemiştir.32(The Times, 21 Temmuz 1974, Necatigil’de bahsedildiği şekliyle, syf 88)
53. 5 Temmuz 1974'te Ulusal Muhafız Ordusu'nun Yunan subayları tarafından anavatan Yunanistan'daki cuntanın işbirliğiyle,31'de belirtilen BM Genel Sekreterinin 29 Temmuz 1965 tarihli Raporu S/6569, paragraflar 7-11. Cumhurbaşkanı Yardımcısının alenen Kıbrıs Cumhuriyetinin sona erdiğini açıkladığı ve " Kıbrıslı Türk üç bakanla birlikte, Meclisin Kıbrıslı Türk üyelerinin ve Kıbrıslı Türk kamu görevlilerinin Hükümetten çekildikleri" yönündeki görüşün ancak Yunanistan'ın pozisyonunu yansıttığına işaret etmek isterim .Greece’s International Position 3.The Cyprus Issue( tarifsiz).syf.3.
Makarios'u devirmek ve Adanın bir kısminin Türkiye'ye verilmesi suretiyle Kıbrıs'ı Yunanistan'la birleştirecek bir Hükümet kurmak niyetiyle Başpiskopos Makarios Hükümeti'ne karşı bir darbe gerçekleştirilmiştir. Eski bir EOKA üyesi olan Nicos Sampson kasıtlı olarak Cumhurbaşkanlığı makamına getirilmiştir. Bununla beraber, Başpiskopos Adadan kaçmış ve direniş çağrısında bulunmuştur.Cumhurbaşkanlığı sarayı harabe haline gelmiş, sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve katliamlar yapıldığı haberleri duyulmuştur.
Baţpiskopos Londra'ya gitmiş ve her iki toplumun da darbe nedeniyle acı çektiklerin! kaydetmiştir.33(Necatigil, syf 89 Güvenlik Konseyi Tutanakları, 1780. toplantı, syf 3) Makarios, 18 Temmuz'da Güvenlik Konseyi'nde yeniden Yunan işgali hakkında ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenliğinin ve bağımsızlığının ihlal edildiği yönünde şikayette bulunmuştur.34(Güvenlik Konseyi Tutanakları 1780 .toplantı syf.3)
54. 17 Temmuz 1974'te Türkiye Başbakanı, Garanti Antlaşması çerçevesinde ingiltere’yle ortak hareket konusunu istişare etmek üzere Londra'ya gitmiş, İngiltere harekete geçmeyi reddetmiştir.35(Necatigil, syf 94, Nedeni resmi olarak açıkça belirtilmemiştir. Ancak hukuki olmaktan çok, siyasi bir karar olduğu düşünülmektedir.)
55. 20 Temmuz 1974'te Türkiye, Garantör ülke olarak, Kıbrıs'ın bağımsızlığım ve anayasal düzenini yeniden oluşturmak ve saldırıya son vermek niyetini beyan ederek Kıbrıs'a havadan ve denizden askeri müdahalede bulunmuştur.36(Ade. Hatırlanacağı üzere Garanti Antlaşması'nın 3. Maddesi'nin İkinci Paragrafı şöyledir: " Ortak ya da uyumlu hareketlerin gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığının ortaya çıkması halinde, üç Garantör ülkeden her biri, yalnızca bu Antlaşma ile kurulmuş bulunan düzeni (state of affa irs) yeniden tesis etmek amacıyla harekete geçme hakkını saklı tutar.)
56. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, aynı gün aldığı 353 sayılı Kararda, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası anlaşmayla kurulan ve garanti altına alınan Anayasal düzeninin yeniden tesis edilmesi ihtiyacını" belirterek uluslararası anlaşma çerçevesinde bulunanlar dışındaki tüm askeri personelin çekilmesi çağrısında bulunmuş ve Garantör ülkeleri "...bölgedeki barışın ve Anayasal Hükümetin yeniden tesisi için gecikmeksizin görüşmelere başlamaya..."çağırmıştır.
57. 23 Temmuz 1974'te Yunan askeri cuntası ateşkes çağrısında bulunmuş ve ertesi gün yönetimi sivil hükümete devretmiştir37(Ade.,syf96)
58. Bu sıralarda, yabancı gazeteler Türk köylerinin yıkıldığı, Kıbrıslı Türklerin katliama uğradıkları ve her iki taraftan ölümler olduğu haberlerini vermişlerdir. Herald Tribüne 1750 Türk erkeğinin bir futbol stadyumunda dikenli teller arkasında tutulduklarını bildirmiştir. Gazimagosa havan topu kuşatması altında kalmıştır.38(Ade.,syf99)
59.30 Temmuz 1974'te Garantör ülkelerin Dışişleri Bakanları Cenevre Deklarasyonu'nu yayınlamışlar39(Ade.,syf424) ve Kıbrıs'ta Anayasal Hükümetin yeniden tesis edilmesi gerektiği konusunda anlaşmışlardır. "Anayasal meşruiyete derhal dönüş. Cumhurbaşkanı Yardımcısının 1960 Anayasasıyla sağlanan görevlerini üstlenmesi"- ki bu 1963'ten beri mevcut olan düzenin Anayasal olmadığının kabul edilmesidir- tartışılacak konular arasında olmalıdır. Bakanlar, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nde fiilen Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarına ait iki otonom idarenin varlığını" da kaydetmişlerdir. Bakanlar ayrıca, imzaladıkları bir "Özet Bildiri"ile söz konusu Deklarasyona bağlılıklarının "hiçbir şekilde 1960 Garanti Antlaşması'nın yorumuna ve uygulanmasına ilişkin kendi görüşlerine ve bu Antlaşma çerçevesindeki hak ve yükümlülüklerine halel getirmeyeceğim" açıklığa kavuşturmuşlardır Sonraki görüşmelerin 8 Ağustos 1974 tarihinde başlaması konusunda mutabık kalınmıştır, ancak bu görüşmeler 14 Ağustos 1974'te kesilmiştir.
60. Görüşmelerin kesilmesinin ardından yapılan askeri harekat Adanın Kuzeyindeki toprakların Kıbrıs Türklerinin yönetimi altına alınması sonucunu getirmiştir.
61. Aralık 1974'te, Başpiskopos Makarios Kıbrıs'a dönerek Cumhurbaşkanlığı görevine yeniden başlamıştır.
62. 12 Ocak 1975'te, Yunanistan Avrupa Topluluğu'na tam üyelik başvurusunda bulunmuştur.40(AB Bülteni 1975. No 6, points 1201-12)
63. 13 Şubat 1975'te, Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan edilmiştir. Güvenlik Konseyi 12 Mart tarihinde aldığı 367 sayılı kararla, diğer şeyler meyanında, bütün devletleri ve ilgili tarafları "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenliğine, bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne ve bağlantısızlık statüsüne halel getirecek her türlü hareketten, ayrıca adanın bölünmesine veya bir başka devletle birleşmesine yönelik her türlü girişimden kaçınmaya" çağırmış; devlet ilanını esefle karşılamakla beraber, bu ilanın Kıbrıs sorununun nihai siyasi çözümüne engel olmadığını teyit etmiş ve ilanın bu niyetle yapılmadığını kaydetmiţtir.
64. Ağustos 1975'te, her iki taraf Viyana'da yapılan toplumlararası görüşmelerde, Kıbrıs Türklerinin Adanın kuzeyinde, Kıbrıs Rumlarının da Adanın güneyinde gönüllü olarak toplanmaları hususunda mutabık kalmışlardır.41(Ade. Pp 106, 154-5)
65. 3 Ağustos 1977'de, Başpiskopos Makarios vefat etmiştir.
66. 1981'de, Yunanistan Avrupa Topluluğu'na katılmıştır. Daha önce, 5 Şubat 1980'de, Avrupa Topululuğu Yunanistan'ın üyeliğinin Topluluğun Türkiye ile ilişkilerini etkilemeyeceği hususunda Türkiye'ye teminat vermiţtir.42(Redmond, op.cit.,n 3 syf. 40) Ancak, gerçekte, Yunanistan Türkiye'nin şimdi Avrupa Birliği olan Topluluğa girme çabalarını bloke etmiştir.43(Ade., syf 30,39.)
67. 15 Kasım 1983'te, Kıbrıs Türk Federe Devleti Yasama Meclisi tarafından bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ("KKTC") ilan edilmiştir. Türkiye KKTC'yi aynı gün tanımıştır. Bu devlet şimdiye kadar Türkiye dışında başka bir devlet tarafından tanınmamıştır.
68. 18 Kasım 1983'te, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 541 sayılı kararı kabul etmiştir. Güvenlik Konseyi bu kararda "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşuna ilişkin 1960 Antlaşması ve 1960 tarihli Garanti Antlaşması'na" aykırı ve geçersiz olduğu değerlendirilen devlet ilanım "kınamıştır". Ayrıca, bütün devletleri "Kıbrıs Cumhuriyeti dışında hiçbir Kıbrıs devletini tanımamaya" davet etmiştir.
69. 7 Mayıs 1985'te ,KKTC Anayasası yürürlüğe girmiştir.
70. 4 Temmuz 1990'da, Lefkoşa yönetimi AET Antlaşması'nın 237., Euratom Antlaşması'nın 205. ve Avrupa Kömür ve Çelik Birliği Antlaşması'nın 98. maddeleri uyarınca Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Topluluklarına üyeliği için başvuruda bulunmuştur.
71. 12 Temmuz 1990'da, KKTC Cumhurbaşkanı Bakanlar Konseyi'ne, Lefkoşa yönetimi tarafından yapılan üyelik müracaatına ilişkin itirazlarım ortaya koyan ve sorunun çözümüyle iki toplumun üyeliğinden memnuniyet duyulacağını bildiren bir memorandum göndermiştir. Bu memoranduma 3 Eylül 1990 tarihli Ek Nota ilave edilmiştir.
72. 30 Haziran 1993'te, AB Komisyonu Lefkoşa'nın müracaatına ilişkin olumlu görüş vermiştir.44(Doc.COM/93/313/final) Komisyonun kısmen, bu sürecin hızlandırılmasının Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulmayla yardımcı olacağı inancıyla bu kararı almaya teşvik edildiği açıktır. 4 Ekim 1993'te, AB Konseyi Komisyonun yaklaşımım desteklediğini bildirmiştir.
73. 19 Aralık 1994'te, Yunanistan Türkiye'yle Gümrük Birliği'ni veto etmiţtir.45(Necatigil, syf 411)
74. 6 Mart 1995'te, Avrupa Birliği Genel îşler Konseyi, Kıbrıs'la ilişkilerin geliştirilmesi için genel siyaset çerçevesi üzerinde anlaşmıştır. 16 Temmuz 1996'da, Avrupa Birliği Ortaklık Konseyi, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne katılımı konusunu görüşmek üzere toplanmıştır. 12 Temmuz 1995'te, Avrupa Parlamentosu Komisyonun görüşünü ve Konseyin kararnı onaylayan bir karar benimsemiştir. 17 Temmuz 1995'te Konsey, Kıbrıs'ı Avrupa Birliği'ne daha da yakınlaştıracak yapısal diyalog kararı almış ve 21Kasım 1995'te Konsey ve Lefkoşa’daki yetkililer Mali ve Teknik işbirliği Protokolü'nü imzalamışlardır. Üyelikle ilgili ayrıntılı müzakereler AB Hükümetler arası Konferansı'nın sonuçlanmasının ardından başlayacaktır.
75. 13 Aralık 1995'te, Avrupa Parlamentosu, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği'ne katılmasını onaylamıştır.46(Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan basın açıklaması, intemet home page, AB'yle ilişkiler, Vaşington DC. 13 Aralık 1995)
76. 26 Kasım 1996'da, İngiltere Dışişleri Bakanı Malcom Rifkind Avam Kamarası'nda bölünmüş bir Kıbrıs'ın AB'ye kabul edilmesinin "çok zor" olacağım bildirmiştir.47(Cyprus News 87'den(1996), syf.3) Yeni îţçi Partisi Hükümeti'nin resmi tutumu ise hala bilinmemektedir.
HUKUK İlgili Uluslararası ve Ulusal Hukuk
77. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ve Garantör Devletlerin yükümlülükleri Kıbrıs Anayasasıyla (orijinal hali) beraber Londra Anlaşmaları'nın (Londra Anlaşmaları deyimine, Şubat 1959'da Londra mutabakatını temel alarak-ki bu da büyük ölçüde Zürih Anlaşmalarını temel alır. Lefkoşa'da resmi olarak imzalanan Antlaşmaları dahil ediyorum) tam anlamıyla yorumunu kapsar. Anlaşmaların tek tek maddelerine atıfta bulunmadan önce, bu Anlaşmaların başlangıçtaki geçerlilikleri ve yürürlüklerinin daha sonra sona erme ihtimalleriyle ilgili bir dizi ön sorunun incelenmesi gereklidir.
Antlaşmalar uluslararası hukukta geçerli midir?
78.Kıbrıs Rumlarının görüşlerine yakın bazı yorumcular, Zürih Londra Anlaşmalarının ve 1960 Antlaşmalarının uluslararası hukuk bakımından geçerli olmayabileceklerini, çünkü kendi temsilcilerinin müzakere etme şansı bulamadığı bu Antlaşmaların Adada yaşayanlara empoze edildiğini öne sürmektedirler48(Bkz. Palmer "The TRNC: Should the United States Recognize it as an independent State?" 4 Boston Üniv. Ulus. Hukuk (1986), syf 425, 431-3'de. Cf. Press&Information Office, KC, "The Cyprus Problem (1995), syf 6-8.)
79. Bununla birlikte, yukarıda belirtilen olaylar Kıbrıs Rum tarafının Zürih Anlaşması'nın detayları hakkında başlangıçtan itibaren bilgilendirildiklerini ve daha önemlisi Londra Anlaşması ve 1960 Antlaşmalarının müzakerelerine dahil olduklarını göstermektedir.örneğin, Dışişleri Bakanlığı toplantısı tutanaklarında, Yunanistan Dışişleri Bakanının Başpiskopos Makarios'un Zürih Anlaşması hakkında bilgilendirilmiş olduğunu, ayrıca Başpiskoposun Zürih Anlaşması'nı 12 Şubat akşamı gözden geçirme imkanına sahip olduğu şeklinde bilgi verdiği kayıtlıdır. Makarios'un ya Zürih Anlaşmasının imzalandığı gün ya da ertesi gün bilgilendirildiği anlaşılmaktadır.
80. 17 Şubat 1959 tarihinde toplanan Londra Konferansı'na Kıbrıslı Rumları temsilen Başpiskopos Makarios, Kıbrıslı Türkleri temsilen ise Dr. Fazıl Küçük katıldılar. Ayrıca, Londra Anlaşması, "Kıbrıs Rum Toplumu Temsilcisinin 19 Şubat 1959 tarihli Beyanı"nı da içeren bir dizi belgeyi kapsamaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere, Başpiskopos Makarios bu beyanıyla Zürih Anlaşması'nı ve 17 Şubat 1959 Beyanlarını incelediğini ve bunları Kıbrıs sorununun nihai çözümü için mutabık kalınmıţ temeller olarak kabul ettiğini açıklamıştır. Başpiskopos Makarios ayrıca, ittifak ve Garanti Antlaşması dahil olmak üzere Londra Anlaşmasını oluşturan bütün belgeleri. Konferans Zaptı (Yalnızca Garantör Ülkelerin Başbakanları tarafından imzalanmıştır) ve Mutabık Kalınan Önlemler (Yalnızca Garantör Ülkelerin Dışişleri Bakanları tarafından parafe edilmiştir) dışında imzalamış veya parafe etmiştir.
81. Mutabık kalınan önlemlere göre, "Londra Konferansı'nın sonuçlarına hayatiyet kazandırmak" üzere Londra'da bir Ortak Komite nihai Antlaşmaları hazırlayacaktı. Bu Komite, Kıbrıs Rum toplumu da dahil olmak üzere tüm tarafların birer temsilcisinden oluşacaktı (Kıbrıs, Türk toplumunun bir temsilcisi de yer alacaktı). Londra'da ve Kıbrıs'ta bir araya gelen Ortak Komite müzakereleri on beş ayda tamamlandı Bu, Kıbrıs Rum tarafının bu Antlaşmaları tam anlamıyla müzakere etme imkanına sahip olduğunu kuvvetli bir şekilde göstermektedir. Sonuçta, Garanti ve ittifak Antlaşmaları'nda kullanılan ifadelerde küçük değişiklikler yapıldı (Kuruluş Antlaşması'nın önceden mevcut bir taslağı bulunmamaktaydı).
82. 16 Ağustos 1960'da Garanti ve İttifak ile Kuruluş Antlaşmaları Lefkoşa'da imzalandı; bu tarihten önce Cumhurbaşkani olarak seçilmiş bulunan Başpiskopos Makarios da imzacılar arasında bulunuyordu.
83. Bana göre yukarıdaki bilgiler, Antlaşmaların Kıbrıs Rumlarına, rızaları olmaksızın empoze edildiği görüşünün savunulabilir olmadığını göstermektedir. İtiraf etmek gerekir ki, bu rıza gönülsüzce verilmiş olabilir, çünkü Başpiskopos Makarios o zamanlar güçlü bir şekilde "Enosis" yanlısıydı Kıbrıs Rum Basın ve Enformasyon Dairesi'ne göre, "Kıbrıs halkının temsilcilerini bu Antlaşmaları imzalamalarının sebebi yalnızca, tek alternatifin bağımsızlık ve özgürlüğün inkar edilmeye devam edilmesi, kan dökülmesinin sürmesi ve muhtemelen Kıbrıs'ın zorla bölünmesiydi."49(The Cvprus Problem( 48 numara) syf 6) Fakat, Rum toplumunun arzu ettiğinden daha azına razı olması, Rum toplumu veya temsilcilerinin, örneğin Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 51. ve 52. maddelerinde yer aldığı gibi, baskı kelimesinin dar anlamıyla baskı gördükleri anlamına gelmez. Bildiğim kadarıyla, şimdiye kadar Başpiskopos Makarios'un şahsına yönelik herhangi bir hareket veya tehdidin olduğu, ya da Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı güç kullanma tehdidi bulunduğuna dair herhangi bir şey öne sürülmemiştir.Pazarlık güçlerinin eşitsizliği baskı anlamına gelmez.
84. Kıbrıs'ta statükoyu korumak için tek taraflı güç kullanımına izin veren IV. Maddenin ius cogens kuralıyla (uluslararası hukukta mutlak bir norm) çatışması nedeniyle Garanti Antlaşması'nın geçersiz olduğu da tartışılmaktadır. Bu, uluslararası topluluğu oluşturan devletlerin tümü tarafından, hiç bir şekilde taviz verilmeyecek bir ilke olarak kabul edilen ve benimsenen bir normdur. Burada, uluslararası toplum içinde hangi normların bu kategoriye dahil edileceği konusunda ciddi bir tartışma olduğunu belirtmek gerekir. Ancak, bir devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanımının yasaklanmasının kesinlikle bu kategoride yer alan bir kural olduğunun kabul edilmesi gerekir.50(Cf..Uluslararası Hukuk Komisyonunun Antlaşmalar Hukuku'nun taslak 50.maddesine ilişkin yorumu. Uluslararası hukuk Komisyonunun 17. Dönem toplantısının ikinci bölümü ve 18. dönem toplantısı raporu, GA Örf. Raporları, 21.dönem, No.9, syf 76, Nikaraguaya karşı Askeri ve Örgütsel Aktiviteler &, ICJRap. 1986,100-1syf.)
85. Fakat Viyana Sözleţmesi geriye dönük degildir51(Madde 4) ve uluslararası hukukta 1969'dan önce ius cogens'm varlığı konuşu çok fazla tartışmalıdır. Bu nedenle, müdahaleye izin veren hükümlerin bugünkü hukuk çerçevesinde bir ius cogens normuyla çatıştığını kabul etsek bile, bu hiçbir şekilde Antlaşmanın IV. Maddesinin hele tümünün- ab initio geçersiz olduğu anlamında değildir. Viyana Sözleşmesi'nin 64. Maddesi'nin " genel uluslararası hukukta yeni bir mutlak normun ortaya çıkması halinde, bu normla çelişen mevcut herhangi bir anlaşma geçersiz hale gelir ve sona erer" hükmünü getirdiği doğrudur. Fakat ilk olarak, bu hüküm, anlaşmanın geriye doğru geçerliliğini etkilemez; ikinci olarak, Garanti Antlaşması'nın IV. Maddesi, yeni bir ius cogens kuralı neticesinde geçersiz hale gelse bile, bu Maddenin Antlaşmanın geri kalanından ayrılması pekala mümkündür, ayrıca burada esasen Antlaşmanın I. ve II.Maddeleri konu edilmektedir.52(Viyana Sözleşmesi'nin 44. Maddesi, sözleşmenin 53. Madde çerçevesinde Antlaşmaların ayrılmasını yasaklar ama 64. madde çerçevesinde değil Cf ayrıca Madde71(2)(b))
86.Çok önemli bir baţka husus da, Viyana Sözleţmesi'nin53(65-68.Maddeler)Antaşmanın taraflarından birinin bu Antlaşmanın geçerliliğini sorgulayacak bir gerekçeye dayanması halinde izlenecek resmi usulü belirlemesidir. Bu usul, Antlaşmanın diğer taraflarına yazılı resmi bildirimde bulunulmasını gerektirir. Kıbrıs Rum yönetimi zaman zaman Londra Anlaşmalarına özellikle de Garanti Antlaşması'na suçlamalar getirse de, bilebildiğim kadarıyla, hiçbir taraf bu resmi usule ya da diğer resmi yöntemlere başvurmamıştır. Gerçekten de,Avrupa insan Hakları Komisyonu'nda görülen Kıbrıs ve Türkiye davasında, Kıbrıs Rum yönetimi Türkiye'nin 1974 müdahalesinin Garanti Antlaşması'na aykırı olduğunu iddia ederken bu Antlaşmanın geçerliliğini olduğu gibi kabul etmiş gözükmektedir. 54(AIHK, 13 Kararlar&Raporlar (1978) svf. 116) Rum yönetiminin Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin kuruluşunun "Kıbrıs Anayasası'nın öngördüğü şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti'ni anayasal yapısına uymadığı ve Kuruluş ve Garanti Antlaşmalarına aykırı olduğu..." iddiası da bu görüşü doğrulamaktadır.55(Ade. Syf 119-20) Kıbrıs Türk Parlamentosu tarafından 15 Kasım 1983 tarihinde benimsenen Beyanname açık bir şekilde KKTC'nin "Kuruluş, Garanti ve ittifak Antlaşmalarına bağlı kalmaya devam edeceğini" bildirmektedir.56(Para.23(e))
87. Garantör Devletlerin kendileri de hiçbir şekilde Londra Anlaşmalarını geçersiz kabul etmiş görünmemektedirler. Türkiye kesinlikle bu Anlaşmaları geçersiz kabul etmemektedir ve 1974 müdahalesin! haklı kılmak için Garanti Antlaşması'na dayanmaktadır. Yunanistan'a bakıldığında, Anayasanın çalışamaz hale geldiğini iddia etmesine rağmen, bildiğim kadarıyla, Londra Anlaşmaların geçersiz olduklarına ya da yürürlükte olmadıklarına dair bir tutum benimsememiştir. Gerçekte, KKTC'nin kuruluşunun 1960 Anlaşmalarım ihlal ettiğini ileri sürmekle ve "garantör bir devlet olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yönelik özel yasal sorumluluğu olduğunu" vurgulamakla Yunanistan açık bir şekilde bu Anlaşmalara dayanmaktadır.57(Bkz. Greece's international Position. 3: The Cvprus Issue. syf7&ll. Ayrıca bkz.)
88. Görünüşe göre İngiltere de Antlaşmaların geçerliliğini sorgulamamaktadır. 1979'da Hükümet Sözcüsü Kıbrıs'ta neden sadece, bir Hükümetin tanındığını açıklarken, açıkça 1960 anlaşmalarına dayanmıştır.58(Parlamento Tartışmaları (Lordlar). 401. B1. Çöl. 2024 (25 Temmuz 1979)) 1987'de Dışişleri Bakanlığında Bakan Barones Young, "Garantör Devlet olarak yer aldığımız ve bu rolü oynamaya devam edeceğimiz 1960 Garanti Antlaşması'nın hala geçerli olduğuna inanıyoruz..."59(1986-87 Dönemi 3. Rapor, 100. soru) diyerek Avam Kamarası Dış ilişkiler Komitesi'ne bu durumu teyit etmiştir. Daha yakın geçmişte, Dışişleri Bakanlığı Güneydoğu Avrupa Bölümü Başkan Vekili, R.v. The Commissioners for the Inland Revenue, ex parte Reşat Çağlar davasına da 25 Nisan 1994'te verdiği yeminli yazılı ifadesinde, mahkemeden "İngiltere'nin Garanti Antlaşması çerçevesindeki yükümlülüklerini" göz önüne almasını istemiştir.60(Uluslararası Hukuk Konusunda İngiltere Belgeleri 1994, 65BYIL(1954) 590) 30 Temmuz 1974 tarihli Üç Garantör Devlet tarafından yapılan Cenevre Deklarasyonu, para.60. Konuyu tamamlamak bakımından, Garanti ve ittifak Antlaşmalarının, Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmadığı gerekçesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti'nin rızasının geçerli olmayacağı görüşüne değinmek istiyorum. (bkz. The Cyprus Problem yukarıdakı 48. madde, syf.8) Fakat bu argüman in statü nascendi durumundaki bir devlete uygulanabilir değildir, ayrıca her hal ve kada bildiğim kadarıyla Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından da resmi olarak müracaat edilmemiştir.
89. Güvenlik Konseyi de bu anlaşmaların geçerliliğini birçok defa kabul etmiştir. Örneğin, 353(1974) sayılı Kararla "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası anlaşmalarla kurulan ve garanti altına alınan anayasal yapısının yeniden tesis edilmesi ihtiyacını" dile getirmiş, 541 (1983) sayılı Kararla KKTC'nin bağımsızlık ilanının " Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla ilgili 1960 Antlaşmasına ve 1960 Garanti Antlaşması'na aykırı olduğunu" söylemiştir. 61(Güvenlik Konseyi'nin ve Genel Kurulun ittifak Antlaşmasının geçerliliği konusunda şüpheleri bulunduğuna dair bir görüş mevcut olabilir. Genel Kurulun 1978 tarihli 33/15 ve Güvenlik Konseyi'nin 927(1994) sayılı kararları sırasıyla Kıbrıstaki yabancı kuvvetlerin tamamen çekilmesi veya indirime gidilmesi çağrısında bulunmaktadır. Bununla beraber, ittifak Antlaşması bu mütalaa çerçevesinde bir konu olmayacaktır.)Güvenlik Konseyi 26 Ağustos 1992 tarihli 774 sayılı Kararıyla,Genel Sekreterin diğer şeyler yanında 1960 Garanti ve ittifak Antlaşmalarının yürürlükte kalmaya devam edeceğini teyit eden, "Kıbrıs'ta Kapsamlı bir Çerçeve Anlaşma Konusunda Fikirler Dizisi"ni "kapsamlı bir anlaşmaya ulaşmak için temel" olarak uygun bulmuţtur.62(BM belg.s/244722(21ağustos 1992),para.54)
90. Sonuç olarak, Londra Anlaşmalarının ve Garanti ve ittifak | Antlaşmalarının, bunlardan kaynaklanan bir şekilde, geçersiz olduklarına dayanan bir görüşün temelsiz olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bu Anlaţmalar sona erdi mi?
91. Antlaşmalar tarafların rızası ya da Antlaşmaların sona ermesine izin veren bir hukuk kuralı yoluyla sona erebilir.63(Cf. Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi, 54-72. maddeler. Antlaşmaların askıya alınması burada konu edilmemektedir.) Söz konusu Anlaşmaların sona erdirilmesi konusunda bütün tarafların mutabakatı söz konusu olmadığından, olabilecek tek soru böyle bir sona ermeye izin veren bir hukuk kuralı bulunup bulunmadığıdır.
92. Sona erdirme ile ilgili üç gerekçenin teorik olarak incelenmesi mümkündür :(1) taraflardan birinin maddi ihlali; (2) uygulamanın imkansızlığının ortaya çıkması; (3) koşulların köklü değişimi.64(Ade. Madde 60-62. Yeni bir ius cogens kuralının ortaya çıkışı hali hazırda tartışılmıştı.) Ancak, ele aldığımız meselenin koşullarında bu gerekçelerden herhangi birinin mevcudiyetinin daha fazla araştırılması gereksiz görünmektedir. Zira, Antlaşmaların sözde başlangıçtaki geçersizliklerine ilişkin olarak belirtildiği üzere, tararlardan hiçbiri, Kıbrıs Rum yönetimi bile, bu Antlaşmaları sona erdirmeyi ya da bu gerekçelerden herhangi birine dayanarak Antlaşmalardan çekilmeyi resmen istememiştir. 65(Kıbrıs Rum tarafının ittifak Antlaşmasına ilişkin tutumu konusunda bu görüşün aksi öne sürülebilir. CfTornaritis (Kıbrıs Rum Yönetimi Başsavcısı), Cyprus and its Constitutional and ot her Legal Problems (2. baskı., 1980) syf 60; fakat ittifak antlaşması burada konu edilmemektedir.) Kıbrıs Rum Yönetiminin tutumu hakkında yanılıyor olsam bile, üç Garantör Devlet bu tutumu sergilememiş ve fakat gördüğümüz üzere, değişik nedenlerle Anlaşmalara dayanmaya devam etmişlerdir. Ayni şey Güvenlik Konseyi için de doğrudur.
93. İngiltere göz önüne alındığında ise şimdiye kadar resmi tutum yukarıda tanımladığım gibi kalmıştır. Gerçekten, hukuki mülahazalar dışında. İngiltere Hükümetinin bu yaklaşımını değiştirmesinin, bir politika meselesi olsa bile, en azından Avam , Kamarası Dış ilişkiler Komitesi'nde 1987 yılında açıklanan nedenlerle, çıkarma olacağım değerlendirmesi çok şaşırtıcı olacaktır:Kıbrıs Cumhuriyeti kurucu Antlaşmalarının birbirine bağlı tabiatı nedeniyle bütün bir yapının çökmesi söz konusu olduğundan (İngiliz Egemen Üsler Bölgesindeki İngiliz egemenliği dahil olmak üzere)66(Vurgulama ilave edilmiţtir.) bu durum İngiltere Hükümetini Garanti Antlaşması'na bağlı kalmaya etkin bir biçimde mecbur etmektedir. Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı'nın pek güzel bir şekilde ifade ettiği gibi "İngiltere'nin yapamayacağı tek şey, Antlaşmaların yalnızca bazı kısımlarım a la carte uygulatmaktır. 67(3.Rapor, 1987-87 dönem, para. 10.)
1960 Anayasası
94., Kıbrıs'ın gelecekteki anayasasının ana hatları, 1959 Londra Konferansında yapılan ilavelerle Zürih'te mutabık kalınan Temel Yapıyı içermektedir.68(Para. 4-30.) Evvelce belirtildiği üzere, söz konusu Konferans ayrıca " Mutabık Kalınan Önlemler"! kabul etmiştir. Bu belge, (diğer şeyler yanında) bu maddeleri ve Zürih ve Londra'da yapılan diğer anlaşmaların ilgili hükümlerim içeren bir Anayasa taslağının Ortak Komisyon tarafından sonuçlandırılmasını da öngörmektedir. Ortak Komisyon Londra Anlaşması'nın taraflarından her birinin (İngiltere dışında) birer temsilcisinden oluşacaktı. Ortak Komite taslak Anayasayı on dört ayda müzakere etti ve Londra Konferansı'nda mutabık kalınan hususlara bazı değişikler getirdi. Taslak metin 6 Nisan 1960'da Lefkoşa'da imzalandı.
95. Anayasa, Kıbrıs Rum temsilcisi Başpiskopos Makarios'un '; "Kıbrıs sorununa nihai çözümü için mutabık kalınan temel" olarak kabul ettiğini bildirdiği Zürih ve Londra Anlaşmaları ve özellikle Garanti Antlaşmasıyla uluslararası nitelik kazanmıştır. Gelecek bölümde ilgili Antlaşma hükümlerini inceliyorum ancak önce, Anayasanın kendisinin, kurduğu düzen için ne garanti ettiğini ele alıyorum.
96. Anayasa, Kıbrıs Rumlarının sayısal üstünlüğüne bakmaksızın, iki toplum arasında siyasi eşitlik öngörür. Aynı şekilde, bu status quo’yu korumak için pek çok kontrol ve denge mekanizmaları içerir ve yeni bağımsız devletlerin anayasalarından daha karmaşık ve ayrıntılıdır. Gördüğümüz üzere 1963'te Başpiskopos Makarios Anayasayı değiştirmeye çalışmış, Türk toplumu (gerekli olan) onayın vermediğinde, Makarios yine de Anayasa ile açıkça çelişen ve Anayasanın değiştirilemez hükümlerini de içeren bazı kanunları geçirmiştir.
97. Ulusal anayasalar sık sık yalnızca anayasaların öngördüğü kurallar çerçevesinde tadil edilmez, aynı zamanda kansız veya kanlı darbelerle de değiştirilebilir. Bir darbe sonucu değiştirilirlerse "eski" anayasa çerçevesindeki meşruiyet ne olursa olsun, eğer darbe başarılı ise uygulamada yeni anayasa yürürlüğe girer. Uluslararası hukuk da genellikle böyle hareketleri yasaklamaz.69(insan hakları sözleşmesi ve teamül hukuku bazı sınırlamalar getirebilir.) Ancak Kıbrıs'ta durum farklıdır. Gördüğümüz üzere, anayasanın temel yapışı Garanti Antlaşması'nda ve özellikle Mutabık Kalınan Önlemler belgesinde garanti altına alınmıştır. (Yalnızca üç garantör devlet tarafından değil, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından da ) Ayrıca, Anayasanın 182. maddesi ve III. Ek'i iki toplumlu düzenlemeleri korumaya alan, Garanti ve İttifak Antlaşmalarına70(181. Madde ) anayasal güç veren belirli maddeleri değiştirilemez "Temel Maddeler"71(Bkz. 38.paragraf ) haline getirmiştir. Kısaca, Kıbrıs'ın iki toplumlu yapışı "özel" uluslararası hukuk tarafından, çeşitli taraftan bağlayarak dokunulmaz kılınmıştır,Ancak, bu düzenlemelerin genel uluslararası hukukun parçası haline geldiği tartışılabilir. Burada sürekli tarafsızlığı "Avrupa Kamu Hukuku"72(Bkz. E.g. Rousseau, II Droit intenational Public (1974)308 ). nün genel bir parçası olarak uzun zamandır kabul edilen İsviçre'nin statüsüyle benzerlikler de olabilir. Gerçekten de, benzerlik sadece başlangıçta bu statünün sınırlı sayıdaki Avrupa devletlerinin Antlaşmasıyla garanti edilmesi değildir; sürekli tarafsızlığın nedenine kadar gider ki; bu büyük ölçüde, değişik kantonların farklı etnik yapıları nedeniyledir, eğer İsviçre Konfedarasyonu, Fransa, İngiltere ya da Almanya arasındaki veya bu ülkelerin dahil olduğu savaşlarda tarafsızlığım korumasaydı, Konfederasyonun dağılması riski ortaya çıkardı.
98. 1963 Anayasa krizine ilişkin olarak Kıbrıs Rum yönetiminin resmi tutumu, Anayasanın "hükümlerinin pek çoğunun çalışamaz olduğunun ispat edildiği ve bu durumun Anayasanın rahatlıkla uygulanmasını imkansız hale getirdiği" şeklindedir.73("Kıbrıs Cumhuriyeti Yayını", Cvprus: The Wav to Full EU Memher.shin (3. baskı, 1995) syf. 5) 1960 Anayasasını, zaruret hali doktrini çerçevesinde uyguladıkları iddiasını sürdürmektedirler. Cyprus-v-Turkey74(AÎHK, 13 Kararlar ve Raporlar 1978, syf 116.) davasında bu konuyu şöyle ortaya koymuşlardır: "Cumhuriyetin Anayasası yürürlüktedir ve Kıbrıs Hükümeti tarafından, kesin bir şekilde tanımlanmış olan zaruret halı doktrinine göre uygulanır. Yani, Kıbrıs Türklerinin katılımım öngören bazı hükümlerine uymanın mümkün olmadığı durumlarda, Hükümet Anayasanın lafzına dar anlamıyla uygun olmamasına rağmen, normal koşullara dönülünceye kadar devletin temel görevlerim yerine getirebilmesi ve devletin çöküşünün önlenmesi için gerekli olan istisnai tedbirleri almak zorundadır."
99. Ancak bu açıklama somlara açıktır. İlk önce, zaruret hali büyük ölçüde subjektif bir değerlendirme gibi gözükmektedir.. İkinci olarak, Anayasa hukuku meselesi olarak Anglosakson hukuk sisteminin uygulandığı ülkelerde, zaruret halinin anayasanın' hükümlerinin ihlali için gerçekte haklı bir sebep olup olmadığı çok! tartışmalıdır. Ayrıca, bu sadece bir iç hukuk sorunu değildir, görüldüğü üzere, Kıbrıs'taki anayasal düzenleme geçerli ve mevcut uluslararası taahhütlerle desteklenmiştir. Antlaşmaların ve Anayasanın İlgili Hükümlerinin Uygulanması.
100. 4 Temmuz 1990'da Lefkoşa yönetimi (o zamanki) Avrupa Topluluklarına katılım müracaatında bulunmuştur. KKTC, Bakanlar Konseyi'ne 12 Temmuz 1990'da bir Memorandum ve 3 Eylül 1990 tarihinde Tamamlayıcı Nota göndererek bu müracaata ilişkin itirazlarım ortaya koymuştur.
101. Avrupa Komisyonu 30 Haziran 1993'te olumlu görüţ bildirmiştir. Komisyon raporunda, adanın kuzey kısmındaki "fiili’’ yönetimin söz konusu başvuruya itirazına atıfta bulunmuş ve şöyle devam etmiştir: anılan yönetim Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümetinin böyle bir yaklaşımla tüm Kıbrıs adına konuşma hakkına itiraz etmiştir.Pozisyonunu, Garanti Antlaşmasına ve dış politika kararları üzerinde ve özellikle Türkiye ve Yunanistan'ın üye bulunmadığı bir uluslararası kuruluş veya ittifaka katılmaya ilişkin kararlar üzerinde Cumhurbaşkanına ve Cumhurbaşkanı Yardımcısına (Kıbrıslı Türk) veto hakkı tanıyan, 1960 Anayasasına dayandırmaktadır. Bu itibarla, mevcut şartlar altında, Avrupa Topluluğunun söz konusu başvuruyu kabul etmemesi gerektiğine inanmaktadır. Komisyon, "Topluluğun yerleşmiş pozisyonunun, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümetinin meşruiyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk cumhuriyetinin tanınmaması mantığına dayandıran Birleşmiş Milletlerin pozisyonu ile tutarlı olduğunu belirterek, söz konusu argümanları reddetmiş ve başvurunun kabul edilebilir olduğunu belirtmiţtir.75(Belge COM/93/313 sonuç,30 Haziran 1993 sf.4)
102. KKTC'nin argümanlarının yeterli incelemesi yapılmadığı için, Topluluğun yerleşmiş pozisyonunun ne olduğu açık değildir. Komisyonun bu tutumu, KKTC'nin tanınmaması politikasının benimsenerek, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tek temsilcisi olarak Rum Yönetiminin tanındığı anlamına geliyordu. Bu dönemde Komisyonun ana endişesi, Kıbrıs'ın üyeliğine bizzat Cumhuriyeti kuran Antlaşmalar veya Cumhuriyetin kendi Anayasası çerçevesinde bir engel bulunup bulunmadığı değil, Kıbrıs'ın Avrupa Topluluğu'na üyeliğin gereklerim yerine getirip getiremeyeceğiydi.,
103. Söz konusu hukuki argümanlara, ne Komisyonun görüşünü destekleyen 4 Ekim 1993 tarihli Konsey Sonuçlarında ne de Komisyon görüşünü ve Konsey Sonuçlarım bulunulmamıştır.onaylayan 12 Temmuz 1995 tarihli Avrupa Parlamentosu kararında başka bir atıfta bulunulmamıştır
104. Bununla birlikte, Avrupa Birliği'ne katılım başvurusuna ilişkin Londra, Zürih ve Lefkoşa Anlaşmalarına dayanan şimdi bahsedeceğim geçerli itirazlar bulunmaktadır.
105. Bu çerçevede çok önemli bir madde Garanti Antlaşmasının I(2). maddesidir. Bu maddeyi kabul etmekle "[Kıbrıs Cumhuriyeti],kısmen veya bir bütün olarak herhangi bir devlet ile siyasi veya ekonomik bir birliğe katılmayacağı yükümlülüğünü üstlenmiştir. Bu itibarla, adanın doğrudan veya dolaylı olarak bir başka devletle birleşmesi veya taksimine yol açan tüm faaliyetler yasaklanmıştır." Bu lisan kesinlikle Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ne katılmasın kapsayacak kadar geniştir.
• Üyelik ekonomik birliğe bir bütün olarak katılmak anlamındadır.76(Avusturya-Almanya Gümrük Birliği davasıyla ilgili ilginç paralellikler bulunmaktadır (1931), PCIJ Ser.A/B, no.41, sf.37. Uluslararası Daimi Adalet Divanı, 4 Ekim 1922 tarihli Cenevre Protokolunun hilafına, Avusturya'nın Almanya ile gümrük birliğine girmesinin onun ekonomik bağımsızlığına zarar vereceğine karar vermiştir.)
• AB'nin aynı zamanda siyasi birlik de oluşturması üstlenilen yükümlülüğün ihlalidir.
• Üyelik muhtemelen "doğrudan ya da dolaylı olarak Yunanistan'la birleşmeye" yol açacaktır. Avrupa Birliği ismi de üyeler arasında böyle bir birleşmeyi teyit etmektedir.
106. Metnin iki yerde "herhangi bir devlet’’ten bahsetmesine karşılık, söz konusu birliğin devletlerle olabileceği öne sürülerek itirazda bulunulabilir. Ancak, bu itiraz temelsizdir. Malum olduğu üzere, metnin çerçevesin! çizenler özellikle Yunanistan veya Türkiye ile yani bir devlet ile birlikten endişe etmişlerdir. Bununla birlikte, bir taslak metnin hazırlanmasında ve İngilizce'nin (ve Fransızca'nın) günlük kullanımında tekil kelimeler çoğul anlamları da içerir ve "herhangi bir devlet"77(İngiltere Yorumlama Yasası 1978 (bölüm.30) sf.6 der ki, " Herhangi bir yasada, aksi niyet olmadıkça tekil kelimeler çoğul, çoğul kelimeler tekil anlam taşır" ABD Yasa Kuralları l. Bölümü de aynı konuya işaret eder: l USC, bölüm l, (1982) kelimesi "devletler" anlamım kapsayacak kadar geniştir. Bu yorum aklıselim ile de uyuşmaktadır. Farz edelim ki Kıbrıs Yunanistan ve Malta ile siyasi veya ekonomik birliğe girdi. Bunun enosise yol açmayacağına inanmak oldukça güçtür. Metni hazırlayanlar böyle bir durumu yasaklamak niyetini taşımışlardır. Burada söz konusu olan 15 ülkeyle birleşmektir. Kıbrıs siyasi, askeri, ekonomik, etnik ve coğrafi olarak diğer ülkelere nazaran Yunanistan ile çok yakın bir ilişki içindedir, bu ilişki, hiç şüphesiz, katılım sonrasında da devam edecektir. Üstelik, iyice anlaşılmalıdır ki, Garanti Antlaşmasının 1(2). maddesinde KC sadece herhangi bir siyasi veya ekonomik birliğe katılmaktan kaçınma yükümlülüğünü üstlenmemiş, doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir devletledir birleşmeye yol açacak faaliyetlerden bile kaçınacağını da taahhüt etmiştir.
107. Bu yükümlülükleri üstlenen yalnızca KC değildir. Üç Garantör Devlet de benzer yükümlülükleri üstlenmişlerdir. KC’nin yükümlülüklerini dikkate alarak, Garantör Devletler de kendilerim ilgilendiren (pour ce qui releve d'eux), Kıbrıs'ın doğrudan ya da dolaylın olarak ...herhangi bir devletle birleşmesine yol açacak faaliyetleri yasaklamayı üstlenmişlerdir. Görüşüme göre, İngiltere ve Yunanistan, iki garantör devlet olarak Kıbrıs'ın AB üyeliğini desteklememek yükümlülüğü altındadır ve bunu önlemek için veto haklarını kullanmalıdırlar.
108. Kıbrıs Anayasasının çeşitli maddeleri bu yorumu teyit etmektedir.78(34-39. paragraflara hakiniz ) Hatırlanacağı gibi, Garanti Antlaşmasının I.maddesinde KC Anayasaya saygı gösterilmesini sağlamayı üstlenmiş ve II.maddede ise üç garantör devlet Anayasanın temel maddeleri çerçevesinde kurulmuş "düzen"! garanti etmişlerdir. Bu maddeler büyük ölçüde KC'nin, üç garantör devletin ve Kıbrıs’taki iki toplumun Londra ve Zürih'te kabul ettiği Temel Yapının sonucudur.
• Madde 185 (2)'ye göre "Kıbrıs'ın herhangi bir devletle bütünsel veya kısmi olarak birleşmesi engellenmiştir."
• Madde 170'e göre "KC Yunanistan, Türkiye ve İngiltere’ye içeriği ne olursa olsun akdettiği tüm anlaşmalar için en fazla müsaadeye mazhar ulus muamelesi gösterecektir." Bu Temel Yapının 23. Maddesine göre uygulanır. Hatırlanacağı üzere, üç Dışişleri Bakanının katılımıyla yapılan 12 Şubat 1959 toplantısında bunun anlamı tartışılmıştı.79(8.paragraf) Lord Perth'in sorusuna cevaben Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanları, burada niyetin Kıbrıs'ın üç garantör devlet dışındaki ülkelerle ikili en fazla müsaadeye mazhar ulus anlaşması -yapmasının önlenmesi, örneğini Yunanistan'ın ekonomik enosis kurması gibi, Türkiye ve Yunanistan'ın bir diğerine nazaran adada daha avantajlı bir konuma sahip olması olasılığının bertaraf edilmesi olduğunu belirtmişlerdi. KC'nin AB'ne girişi şüphesiz bu maddenin sözüne ve ruhuna bir ihlal teşkil edecektir. Bu, evvelemirde, Londra ve Zürih Anlaşmalarını yapanların yasaklamak istedikleri, Yunanistan ile ekonomik enosis benzeri bir gelişmeye yol açabilecektir. İkinci olarak, Kıbrıs'ın AB'ye katılması, şüphe yoktur ki, AB üyesi olmayan Türkiye'ye göre, Yunanistan ve İngiltere için Kıbrıs'ta daha avantajlı bir durum yaratacaktır.
• 50. madde Temel Yapının 8. Maddesini hayata geçirir. Buna göre,"KC'nin Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı, birlikte veya ayrı ayrı, Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte üye olduğu ittifak anlaşmaları ve uluslararası kuruluşlara üyelikle ilgili olanlar hariç, dış ilişkilerde, Temsilciler Meclisinin kabul ettiği yasaları ve karartan veto etme hakkına sahip olacaktır."80(34. paragrafa bakınız) Bu mesele, o aşamada Garanti Antlaşmasının önerilen 1(2). maddesiyle ilişkili olarak, 12 Şubat 1959 tarihli Dışişleri Bakanları toplantısında gündeme gelmiştir.81(7. paragraf) İngiliz Dışişleri Bakanının bu maddenin Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi gibi hükümetler arası ve uluslararası kuruluşlara üyeliği engelleyip engellemeyeceği sorusuna cevaben Zorlu ve Averof, Kıbrıs'ın Türkiye ve Yunanistan'ın üye olduğu Posta Birliği ve Serbest Ticaret Bölgeleri gibi uluslararası kuruluşlara üye olmasına itirazları olmayacağım açıklamışlardır. Bunun doğal sonucu olarak, KC'nin söz konusu iki ülkeden birinin üye olduğu bir kuruluşa üyeliğine haklı olarak itiraz edilebilir.
• KC'nin söz konusu üyeliğini engellemek için öngörülen daha ileri bir mekanizmanın ise Cumhurbaşkanı Yardımcısının (Türk) vetosu olduğu, ancak bir Cumhurbaşkanı Yardımcısı bulunmadığı cihetle bu maddenin geçersiz bulunduğu yolunda bir itiraz gelebilir. Ancak görüşüme göre, böyle bir itiraz geçerli değildir. Cumhurbaşkanı Yardımcısının bulunmamasının ardında yatan ana sebebin, 1963/64 yıllarından itibaren bu görevi ifa etmesinin Kıbrıslı Rumlarca engellenmesi olduğu anlaşılmaktadır. Her hal ve karda,Cumhurbaşkanı Yardımcısının vetosu, Türk toplumu açısından, Yunanistan'ın tek başına üye olduğu veya Türkiye'nin tek başıma üye olduğu bir kuruluşa KC'nin katılamamasını garanti altına alan bir mekanizmaydı. Diğer bir değişle, niyet, açıkça, iki toplum da kabul etmedikçe böyle bir kısmi üyeliği engellemekti. AB'ne muhatap mezkur KKTC Memorandumundan ve ekli nottan da açıklıkla anlaşılacağı gibi, Türk toplumu gerçekten itiraz etmiştir.
* Dışişleri toplantısındaki görüş alışverişi, Garanti Antlaşmasını yapanların "herhangi bir devletle birlik" ibaresini, devletleri (çoğul) kapsayacak şekilde, özellikle bu çerçevede çok iyi bir örnek oluşturan AB gibi uluslararası kuruluşları içerecek şekilde algıladıklarına açık bir kanıttır. Söz konusu fikir teatisinin Garanti Antlaşmasının önerilen 1(2). maddesi çerçevesinde yapıldığı not edilmelidir.
109. Bu itibarla, sonuç olarak, Kıbrıs Rum Yönetiminin AB'ne üyelik başvurusu Antlaşma yükümlülüklerinin ihlalidir, iç hukuki yükümlülüklerin öne sürülmesi kabul edilemez, ayrıca, söz konusu başvurunun Yunanistan veya İngiltere tarafından desteklenmesi ya da bu devletlerin başvuruyu engellemek için veto veya diğer gerekli araçlar kullanmaması, anılan iki devletin birbirine, Türkiye'ye ve bir bütün olarak Kıbrıs halkına karşı Antlaşma yükümlülüklerim ihlal ettikleri anlamım taşımaktadır.
Avrupa Birliği Anayasası benzer başvurulan öngörebilir veya kabul edebilir mi?
110. Avrupa Birliği Antlaşmasının ilgili maddesi (madde O) şöyledir:
Her Avrupalı Devlet Birliğe üye olmak için başvurabilir. İlgili ülke başvurusunu Konseye yapar, Konsey Komisyona danışarak ve üyelerinin mutlak çoğunluğuyla hareket eden Avrupa Parlamentosunun onayım alarak oybirliğiyle karar verir.
Kabul edilmenin gerektirdiği koşullar ve Birliği kuran Antlaşmalara uyum üye devletlerle başvuran devlet arasındaki anlaşmaya tabi olacaktır. Bu anlaşma, tüm üye devletlerce kendi anayasa usullerine göre onaya tabi tutulacaktır.
111. "Avrupalı" kelimesi Avrupa Birliği'nin sınırlarım kısıtlamamak için kasten tanımlanmamıştır.82(Broos & Ferman, "Geniţleme: Hukuki ve Usuli Yönleri", 32 CML Rev. (1995), pp.95.98) Komisyon, görüşünde, Kıbrıs'ın her türlü şüphenin ötesinde Avrupalı kimliğe ve karaktere sahip olduğunu belirtmiştir. Lefkoşa yönetiminin tüm Kıbrıs halkı ve Kıbrıs Devleti adına hareket etmesi ve onlar adına yükümlülükleri üstlenmesi pek fazla ikna edici değildir. Komisyon bir taraftan, Kıbrıs halkım temsil eden tek meşru hükümet olarak Lefkoşa Hükümetinin tanınmasını AB üyesi devletlere tavsiye ederken, diğer taraftan, adanın fiili bölünmesin! ve toplumların ayrılmasını kabul etmiştir. Bunun sonucu olarak:
Antlaşma tarafından getirilen temel özgürlükler, özellikle sermayenin, kişilerin, malların ve hizmetin serbest dolaşımı, yerleşme hakkı, uluslararası olarak tanınan siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel haklar tüm ada üzerinde uygulanamamaktadır. Bu özgürlükler, tüm Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kapsayan anayasal düzenlemeleri yeniden hayata geçiren kapsamlı bir çözümün parçası olarak garanti edilmelidir.83(Komisyon Görüţü, belge COM/93/193 sonuç, paragraflar 8-10)
112. Avrupa Adalet Divanı Komisyonun atıfta bulunduğu ilkelere ilişkin mevcut fiili zorlukların altını çizmiştir. R.v. Minister of Agriculture. Fisheries & Food Ex Parte S. P. Anastassiou (Pissouri) Ltd. 84([l 994] 1ECR3087) İngiliz Yüksek Mahkemesinden ön karar talebi üzerine ortaya çıkmıştır. Bu konu AET-Kıbrıs Ortaklık Anlaşması çerçevesinde Kıbrıs tarımsal ürünlerinin sertifikasyonu ile ilgilidir. Söz konusu mallar KKTC menşeli mallardır. İngiltere ve Komisyon, Kuzey Kıbrıs’ta hüküm süren koşullar altında, Kıbrıs şirketleri ve vatandaştan arasında ayrımcılığı önlemek için, Üye Devletlerce, fiili yönetim tarafından verilen menşe ve sağlık sertifikaların kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Divan fiili zorlukları kabul etmiş, ancak Karannda85(Özellikle 37. paragraf ff.), bunun, toplum ve üyelerinin ve Lefkoşa yönetiminin KKTC'yi tanımadığı sürece, malların menşei ve idari işbirliği konusundaki 1977 Protokolünün açık hükümlerinin ihlalini haklı çıkarmayacağına karar vermiştir.
113. KKTC Kıbrıs Rum Hükümeti'nin tüm adayı ya da adanın Kuzeyini temsil etme yetkisi bulunmadığım ileri sürmüştür. Fakat her şeyin ötesinde, Anastassiou davası KC'nin AB'ye kabul edilmesi halinde ortaya çıkabilecek fiili ve hukuki sorunlar açısından belirleyici olmuştur. Lefkoşa Hükümeti bir çok açıdan diğer üyelere karşı yükümlülüklerim karşılayamayacaktır; diğer üyeler de bir bütün olarak Kıbrıs'a karşı yükümlülüklerim yerine getirmekte önemli fiili zorluklarla karşılaşabilecektir.86(Cf Booss & Forman,op.cit.,sf.101) Üstelik, AB sadece Devletlerin karşılıklı hak ve görevleriyle ilgili değil, aynı zamanda Birlik vatandaşlarının bireysel haklarıyla da ilgilidir. Bu açıdan çok ciddi sorunlar ortaya çıkabilir.
114. Şimdiye kadar ülkesi üzerinde tamamıyla otorite kuramayan hiç bir ülke AB'ne kabul edilmemiştir. Ancak Kıbrıs Rum Yönetimi temsil ettiğini ileri sürdüğü ülkesinin üçte biri üzerinde otorite kuramamaktadır. Bu durum Birlik tarihinde rastlanmayan zorluklara yol açabilecektir.
115. Komisyon görüţünde samimiyetle bu zorluktan kabul etmiţ,87(Doğu Almanya ile birleşme öncesi Federal Almanya Cumhuriyeti'nin durumu, ilk bakışta öyle görünse de bir emsal değildir. Federal Cumhuriyet Doğu Almanya adına Antlaşma akdetme yetkisine sahip olduğu iddiasında bulunmamış ve bu yetkiye sahip olmamış ve burada egemenlik iddiasında bulunmamıştır. Cf. Mann,"Almanya'nın Mevcut Hukuki Statüsü", 1967 ICLQ,760, yeniden basım Uluslararası Hukuk Çalışmaları (1973). sf.660, özellikle sf.702; O'Keefe, "Doğu Almanya'nın Avrupa Birliği Üyeliğinin Hukuki Sonuçları", 1990-91 Avrupa Bütünleşmesinin Hukuki Hususları sf. 1) ancak öngördüğü çözüm bu sorunu göz ardı etmek şeklinde tecelli etmiştir. Aynı zamanda, Kıbrıs Rum Yönetiminin üye olabileceğini belirterek, Güvenlik Konseyine yardım edeceğin! ya da Kıbrıs sorununun siyasi çözümüne katkıda bulunacağım ümit eder gibi gözükmektedir. AB'nin izlediği tutumun soruna olumlu bir katkı sağlayıp sağlamayacağına ilişkin görüşler farklılık arz etmektedir Ancak sonuçta bu tutumun olumsuz katkı yapabileceği de ihtimal dahilindedir. Fakat bizim için önemli olan sorunun hukuki boyutudur. Kesin olan husus şudur ki, AB, siyasi çözüme ulaşılmasından önce KC'ni üyeliğe kabul ederse gerçekten önemli teknik zorluklarla karşılaşacaktır.
ÖZET VE SONUÇLAR
116. 1960 tarihli Garanti Antlaşması, ilgili mekanizmalarıyla birlikte, Kıbrıs'ta iki toplumun çıkarları ve hatta Kıbrıs'a özel ilgi duyan üç devlet, yani Yunanistan, Türkiye ve İngiltere arasında dikkatli bir denge kurmuştur. Bu Kıbrıs'ın bağımsızlığının, Garantör Devletlerin özel hak ve sorumluluklarının ve adada devam eden İngiliz askeri varlığının temelini oluşturur. Yukarıda belirtildiğigibi88,( 78-99. Paragraflar) Antlaşmanın ilgili hükümlerinin başlangıçtaki geçerliliğini ya da yürürlüğünü tekzip eden ikna edici bir zemin bulunmamaktadır.Garantörler, İngiltere, Türkiye ve görüldüğü kadarıyla Yunanistan Antlaşmanın geçerliliğini tanımaya devam etmektedir. BM Güvenlik Konseyinin tutumu da bu yöndedir.
117. Tekrar konuya dönersek, görüyoruz ki89,( 105-109. paragraflar) Garanti Antlaşmasının 1(2). maddesiyle KC "bir bütün olarak ya da kısmen, herhangi bir devlet ile siyasi veya ekonomik birliğe girmemeyi taahhüt eder." AB'ne üyelik bütün ya da kısmi olarak bir ekonomik birliğe ve en azından kısmi olarak bir siyasi birliğe girmek anlamım taşır. Buradan çıkan sonuç, bunun Garanti Antlaşmasının bir ihlali olduğudur.Antlaşmanın devletlerle değil, bir devletle birleşmeyi yasakladığım ileri sürerek bu sonuçtan kurtulmaya çalışmak, sadece kelimelerin olağan kullanımım, içeriğin! ve amacım ihlal etmekle kalmaz, aynı zamanda bu hükmü getiren Hükümetlerin açık niyetleri ile ters düşer. Çünkü görüldüğü üzere90,( Paragraflar 7 & 108) anılan Hükümetler uluslararası ekonomiye siyasi kuruluşlara üyeliği özellikle Antlaşmanın bu hükümleri bağlamında göz önüne almışlardır. Tanım olarak, böyle kuruluşlar çoğul olarak diğer devletleri içermektedir. Antlaşmayı hazırlayanlar sadece Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte yer aldığı bir kuruluş söz konusu olduğunda bu yasağı kaldırmaya hazırdılar, fakat bu AB ile ilgili duruma uygun değildir. Üstelik, 1(2). madde bütün ya da kısmi olarak bir ekonomik veya siyasi birliğe girmeyi yasaklamakla kalmayıp, herhangi bir devletle doğrudan veya dolaylı birliğe yol açabilecek tüm faaliyetleri de yasaklamaktadır. Kıbrıs'ın AB üyeliğinin doğrudan ya da dolaylı olarak diğer Devletlerle ve özellikle Yunanistan'la birliğe yol açacağı inkar edilemez.
118. Bu Kıbrıs'ın tek yükümlülüğü değildir. Kıbrıs aynı maddenin l.paragrafıyla "Anayasaya saygı gösterilmesi olduğu kadar,bağımsızlığım, toprak bütünlüğünü ve güvenliğin! idame ettirmeyi de taahhüt eder." Ayrıca görmekteyiz ki91,( 108. paragraf) Anayasa sadece Antlaşmanın I. maddesindeki kelimeleri yansıtan hükümleri değil, fakat konuyla doğrudan ilgili hususları da kapsamaktadır. 170.madde her Garantör Devlete en fazla müsaadeye mazhar ulus muamelesi yapılmasını teminat altına alır, oysa, Kıbrıs AB üyesi olduğu takdirde, Yunanistan ve İngiltere kaçınılmaz olarak Türkiye'ye göre daha avantajlı bir muamele görüyor olacaklardır.Üstelik, Anayasanın 50. maddesi, toplumunun temsilcisi olarak Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısına, Türkiye ve Yunanistan birlikte üye olmadıkça Kıbrıs'ın herhangi bir uluslararası kuruluşa üyeliğim veto etme hakkını vermiştir. Bu sayılan hükümler, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Garanti Antlaşmasında uymayı taahhüt ettiği. Anayasanın değiştirilmesi mümkün olmayan "Temel Maddeleri" arasındadır.92 (34.-38. paragraflar) Bütün bu nedenlerden dolayı, AB üyesi olmaya çalışmakla ya da bu üyeliği kabul etmekle Lefkoşa'nın Antlaşma yükümlülüklerim ihlal edeceği açıktır.
119. Garantör Devletler de kendi adlarına önemli hukuki yükümlülükler üstlenmiştir. Söz konusu üç Devlet, aynı Antlaşmanın11(1).maddesiyle "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin I.maddedeki yükümlülüklerim not etmişler ve diğerleri yanında. Anayasanın Temel Maddeleriyle kurulmuş bulunan düzeni tanımış ve garanti altına almışlardır. Ayrıca bu Devletler, 1(2). maddenin KC'nin ilgili yükümlülüğünü yansıtan (2). paragrafında, Kıbrıs'ın doğrudan ya da dolaylı olarak herhangi bir devletle birleşmesine yönelik faaliyetleri kendilerin! ilgilendirdiği kadarıyla, aynı şekilde, yasaklamayı taahhüt ederler. İtiraf edilmelidir ki, bu kayıtsız şartsız bir garanti değildir, sadece "bu Devletleri ilgilendirdiği kadarıyla", ya da orijinal haliyle93 (n.13) "bu devletlerin yetkileri dahilinde olduğu kadarıyla" uygulanır. Ancak, veto haklarım uygulayarak Antlaşma ihlalini önlemek İngiltere'nin (ve tabii Yunanistan'ın) yetkileri dahilindedir.
120. Bundan başka, fiili olarak Lefkoşa'nın iradesinin bütün Kıbrıs,ta geçerli olmaması nedeniyle, bu ülke AB'ne girecek olursa, Lefkoşa'nın tüm ada itibarıyla diğer üyelere karşı üstlenmesi gereken yükümlülüklerin uygulanmasında önemli fiili ve hukuki engeller ortaya çıkacaktır. Diğer üyeler, kendi adlarına, bir bütün olarak Kıbrıs'a ilişkin hukuki yükümlülüklerini uygulamada, imkansızlıklar olmasa dahi, büyük fiili zorluklarla karşılaşacaklardır. İngiltere Hükümetinin yanı sıra, AB Komisyonu ve Mahkemesi de bu zorlukların94 (112.-115. paragraflar) bilincindedir, ancak şimdiye kadar bu zorluklara çözüm bulmakta başarılı olamamışlardır.
121. KC'nin ve üç Garantör Devletin yükümlülükleri sadece siyasi beyanlar değildir. Bunlar resmi bir Antlaşmada yer alan ciddi hukuki vaatlerdir. Ve bu Antlaşmada söz konusu olan, hukukta bilinen en ciddi vaat olan garantidir.95 (Ya da daha kesin olarak bir dizi garantiler) Her dört Devlet de Garanti Antlaţmasından yarar sağlamıştır; ancak bu yararlar beraberinde yükümlülükleri de getirmiştir, İngiltere’nin ve diğer AB üyelerinin çok önem verdiği uluslararası hukuk bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini talep etmektedir.
Maurice Mendelson, QC 2 Hare Court, Temple,
6 Haziran 1997 London, EC4Y 7BH.
Ek II
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
İLGİ: KIBRIS CUMHURİYETİ’NİN AVRUPA BİRLİĞİNE ÜYELİK BAŞVURUSU AVUSTURYA'NIN AVRUPA BİRLİĞİNE KATILIMI HAKKINDA NOT
Bazı Avrupa Birliği üyelerinin Avusturya örneğinin Kıbrıs'ın üyeliğini destekleyici bir emsal oluşturduğu iddialarım Londra'daki Türk Büyükelçisinden öğrendim. Benden bu iddia konusunda kısa bir not hazırlamam rica edildi.
Almanya 1938 yılında Avusturya'yı ilhak etmiştir. Bu anschiuss olarak bilinir. Bu kelime Almanca'da hem ilhak, hem birliğe katılım anlamım taşır. Almanya H. Dünya Savaşı sonunda yenildiğinde, Avusturya müttefiklerce işgal edilmiş ve ortak Müttefik Kontrol Konseyinin (Sovyetler Birliği, ABD, Fransa ve İngiltere temsilcilerim kapsar) yönetimine girmiştir. 1955'te Sovyetler Birliği Avusturya'nın egemenliğinin yeniden tesisine hazır olduğunu belirtmiş, ancak buna karşılık, Avusturya, diğer hususlar meyanında, daimi tarafsızlığı kabul etmiştir. Bu, iki ülke arasında Nisan 1955'te akdedilen Moskova Memorandumu ile sağlanmıştır. Avusturya daimi tarafsızlığım teyit edecek şekilde bir deklarasyonda bulunmayı taahhüt etmiş ve bu, kısa bir süre sonra Anayasal Federal Statüsünde yer almıştır. Avusturya 15 Mayıs 1955 tarihinde Sovyetler Birliği ve diğer üç işgalci Devletle birlikte Bağımsız ve Demokratik Avusturya'nın Yeniden Oluşturulması Devlet Antlaşmasına katılmıştır.1(BM Andlaţmalar Seriţi 217, sf.224 (No.2949)) Bu Antlaşmanın kendisi tarafsızlık konusunda açık hükümler taşımamakta, ancak tanınma, bağımsızlığın idamesi, insan hakları, Nazileştirmeden arınma, tazminat vb. gibi hususlara ilişkin bir çok madde içermektedir.
"Anschiuss'un Yasaklanması" başlıklı 4. maddede şu hükümler yer almaktadır:
1.Müttefik Devletler ve Ortakları Avusturya ve Almanya arasında siyasi veya ekonomik birlik kurulmasının yasaklandığını beyan ederler. Avusturya bu çerçevedeki sorumluluklarını tamamıyla kabul ederek, ne şekilde olursa olsun Almanya ile siyasi veya ekonomik birliğe girmekten kaçınacaktır.
2. Böyle bir birleşmeyi önlemek için Avusturya, doğrudan veya dolaylı da olsa, siyasi ve ekonomik bağımsızlığını veya toprak bütünlüğünü zedeleyebilecek ya da Almanya ile siyasi veya ekonomik birliğe yol açabilecek hiçbir anlaşma imzalamayacak, faaliyet göstermeyecek veya tedbir almayacaktır. Avusturya ayrıca, topraklarında,böyle bir birliğe doğrudan ya da dolaylı olarak yol açabilecek her türlü faaliyeti engelleyecek ve Almanya ile siyasi veya ekonomik birliği amaçlayan her türlü örgütün kurulmasına, faaliyet göstermesine ve Almanya ile birleşme lehinde propaganda yapılmasına mani olacaktır
AB, bununla birlikte, Avusturya'nın üyelik başvurusunu kabul etmiş ve Avusturya 1995 yılında tam üye olmuştur.2(Komisyon'un Raporu, "Genişleme Tehdidi:Avusturya'nın Üyelik Başvurusuna ilişkin Komisyon Görüşü" Avrupa Toplulukları Bültenindedir, Supp. 4/92. Daimi tarafsız bir devlet olarak Avusturya'nın AB Andlaşmaları altındaki yükümlülüklerini uygulayıp uygulayamayacağı hakkında bir bölüm vardır (pp. 15- 18). Sonuçta sorunların var olduğu, ancak bunların üstesinden gelinemeyecek sorunlar olmadığı belirtilmiştir. Burada sözkonusu olan Devlet Andlaşmasının 4. maddesindeki üyeliğin uyumlu olup olmadığı konusuna değinilmemektedir. Bunun muhtemel nedeni kısa zamanda görülecektir.) Görünüşte 4. madde ile Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere arasındaki Garanti Antlaşmasının I. ve II. maddelerinin ilgili kısımları arasında benzerlikler bulunmaktadır ve tahminen Avusturya konusunun emsal oluşturduğu tartışmasın temeli budur. Ancak aşağıdaki nedenlerden dolayı durum göründüğü gibi değildir:
1. Antlaşmanın diğer tarafları böyle bir üyeliğe itiraz etmemiştir. 4.maddedeki yükümlülükler Avusturya tarafından diğer dört devlete karşı üstlenilmiştir. Ne AB üyesi olan İngiltere ve Fransa ne de ABD bu üyeliğe karşıydı. Başlangıçta Sovyetler Birliği AB üyeliğinin Avusturya'nın daimi tarafsızlığına uygunluğu konusunda tereddüt belirtmiş, ancak Ekim 1988 tarihindeki Moskova'ya resmi ziyaretinden sonra Şansölye Vranitsky, Sovyetler Birliği’nin Avusturya'nın AB üyeliğini engellemeyeceğini belirtmiştir.3(35–Keesings Dünya Olayları Dosyası (1989),sf,36431) Bir Antlaşmanın taraflarının (tüm tarafları) eğer isterlerse Antlaşma hükümlerinin uygulanmasından vazgeçebilecekleri uluslar arası hukukun yerleşmiş bir ilkesidir ve Avusturya konusundaki durum da açıkça böyledir. Garanti Antlaşmasının taraflarından biri olan Türkiye, Kıbrıs'ın, Antlaşmanın hiçbir maddesini ihlal etmesine izin vermediğim açıkça beyan ettiği için, bu durum Avusturya konusundan tamamıyla farklıdır. Bu husus, Avusturya örneğinin Kıbrıs konusuyla ilgisi bulunmadığına ilişkin yeterli bir neden teşkil etmektedir. Görüşümde Avusturya örneğine yer vermememin gerekçesi aşikardır, bu itibarla bu tartışmayı daha da uzatmayı gereksiz görüyorum. Ancak, bütünlüğü sağlamak için biraz daha inceleyeceğim 2. 4. maddenin içeriği Garanti Antlaşmasının I. ve II. Maddelerinin içeriğinden farklıdır. Birincisi sadece ve özellikle Almanya'ya atıfta bulunurken, ikincisi "herhangi bir Devletle siyasi ve ekonomik birlik"ten söz etmektedir. Üstelik, tarih, "Anschiuss'un Yasaklanması" başlığı ve Almanya lehinde propaganda yapılmamasına ilişkin atıflar, Antlaşmayı hazırlayanların aklında Almanya ile hukuki ya da fiili bir birlik (veya Almanya'ya katılma) gibi hususların bulunduğunu açıklıkla göstermektedir. Bu da bir farklılığa işaret etmektedir. Dahası, Garanti Antlaşmasını ve eklerim hazırlayanlar Kıbrıs'ın, Türkiye ve Yunanistan'ın üye olmadığı bir uluslararası kuruluş üyeliğinin dışında tutulmasını açıklıkla isterken, Avusturya Devlet Antlaşmasında böyle bir hüküm yer almamış ve gerçekten Avusturya, ilgili dört devletten üçünün üye olmadığı Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi gibi kuruluşlara en basından beri hiçbir itiraza maruz kalmaksızın üye olabilmiştir,
3. 1955 yılından itibaren Avusturya vakıasına ilişkin şartlarda temel değişiklikler meydana geldiği ileri sürülebilir. Burada, daha önce bahsettiğim, AB'deki rebus sic stantibus doktrinine başvurmayı haklı gösterecek niteliği bulunmayan gelişmelere atıfta bulunmuyorum, ancak, Doğu ve Orta Avrupa'da uluslararası ilişkilerin temel yapısındaki değişiklerden bahsediyorum. Avusturya Devlet Antlaşması Avrupa'nın, hatta Almanya'nın iki düşman bloğa bölündüğü, Almanya'nın öç alma duygusuna ilişkin endişelerin ve hatıraların hala güçlü olduğu Soğuk Savaş döneminde akdedilmiştir. Bu şartlarda daimi tarafsızlık ve Almanya ile birleşmeme hususlarında ısrar edilmesi kolaylıkla anlaşılabilir. Fakat, Avusturya'nın AB'ne üye olduğu dönemde dünya oldukça değişmişti. Almanya birleşmiş ve demokratik bir devlet olmuştu. Soğuk Savaş bitmiş, Avrupa'nın bölünmüşlüğü sona ermiş ve hatta Sovyetler Birliği ortadan kalkmıştı. Şartlardaki köklü değişiklikler sonucu, Avusturya'nın mezkur yükümlülükleriyle bağlı bulunmadığım ileri sürmek her hal ve karda mümkündür. Yukarıda l. paragrafta bahsedilen. Devlet Antlaşmasına taraf Devletlerin böyle bir gelişmeye onay vermesi nedeniyle bu konuyu daha fazla tartışmak gereksizdir. Avusturya konusunda bahsedilen söz konusu değişikliklerin Kıbrıs konusuyla hiç bir ilgisi bulunmamaktadır
4. Sonuçta iki yanlış bir doğru etmez. Neyin doğru göründüğünü,Avusturya konusunun Kıbrıs konusundan neden farklı olduğunu ve Avusturya'nın AB üyeliğinin onun (yada Devlet Antlaşmasına taraf olan AB üyesi İngiltere ve Fransa'nın) uluslararası yükümlülüklerim neden ihlal etmediğini yukarıda açıkladım. Ancak bu gerekçe herhangi bir nedenle doğru bulunmaz ve Avusturya'nın AB üyeliği Devlet Antlaşmasının 4. maddesine ya da onun daimi tarafsızlık yükümlülüğüne aykırı görülse bile, Kıbrıs konusunda benzer bir ihlali haklı kılmaz. Tekrar ediyorum iki yanlış bir doğru etmez; ve AB üyesi olmayan ve Avusturya Devlet Antlaşmasına taraf olmayan Türkiye böyle bir ihlali ne görmezden gelmiş, ne de onay vermiştir. Bu itibarla Türkiye'nin bu konudaki itirazları göz ardı edilemez. Bununla birlikte, daha önce belirttiğim gibi 2, 3 ve 4. paragraflardaki noktalar tali hususlardır ve bütünlük sağlanması amacıyla bahsedilmektedir; farklılığın temel nedeni, yani, Avusturya Devlet Antlaşmasına tarafların rızası l. paragrafta açıklanmıştır. Bu,Avusturya örneğinin Kıbrıs konusundan temel farkını oluşturmaktadır.
Profesör M.H. Mendelson, Q.C. 2 Hare Court Temple
21 Temmuz 1997 London EC4Y 7BH